Konfeksiyon giyime kafa tutan bir sanat
Terzilerin piri olarak Kuran’da adı geçen 25 peygamber arasındaki İdris Peygamber (S.A.S.) gösterilir. Kutsal kitaplarda İdris Peygamber dürüst, sözüne güvenilir ve kişilik sahibi olarak anlatılır. İslam inançlarına göre kalemi, yazıyı, sayıları bulan ve dikiş diken bir peygamberdir. Dikiş dikmesinden dolayı da terzilerin piri olarak bilinir.
Bu yazımızda bir defada yüzlerce kesim yapıp dikiş diken hazır giyim sanayine el emeği ve göz nuruyla direnmeye çalışan terzilik mesleğini anlatacağız. İnsanoğlunun giyinme ihtiyacından doğan dikiş dikme beraberinde de terzilik mesleğinin doğmasına sebep olmuştur.
Avlanmayı öğrenen insanoğlu hayvan derilerinde de kendisine giysi yaparak soğuktan korunmayı bilmiştir. İlk önce kemik parçalarını iğne gibi kullanan insanlar, derileri birbirine ekleyerek giysiler yapmaya başlamışlar ve bununla terzilik mesleğinin ilk adımını atmışlardır.
MEŞAKKETLİ MESLEKTİR TERZİLİK
Terzilik sabır, titizlik, temizlik ve güven isteyen meşakkatli mesleklerdendir. Terzilikte çırak olarak mesleğe başlayan çocuklardan bunlara uyması, ayrıca saygılı ve itaatkar olması istenir.
Anne-baba her meslekte olduğu gibi çocuğunu çıraklığa verirken ustasına “Eti senin kemiği benim der.” bırakır giderdi. Yeter ki çocukları bir meslek sahibi olsun, hayatını kurtarsın, kimseye muhtaç olmadan yaşamayı öğrensin isterlerdi. Para onlar için ikinci planda kalırdı.
Geçmiş yıllarda terziye gidip takım elbise diktirmek babadan oğula geçen bir gelenekti. Ancak hızla gelişen hazır giyim sektörü nedeniyle, terzilerin kapısı da daha az çalınır oldu.
Birçok dikiş ustası kepenklerini indirirken, mesleğinden vazgeçmeyip hala bu gidişata direnenler de vardır.
Terziler erkek ve bayan terzisi olarak ayrılmalarının yanında “tüccar terziler” diye de ayrılırlar. Tüccar terziler dükkanlarının raflarında kumaşlar bulundururlar. Müşteri isterse buradan kumaş beğenir ve kumaş arama zahmetinden kurtulurdu. Genellikle tüccar terziliğini Yahudiler yapardı.
Terzide elbise diktirmenin keyfi bir başkadır. Terzide diktirilen elbisede kendi ruhunuz vardır. Kendi giyim zevkinizi yansıtır. Çünkü bu elbise size özeldir.
ISMARLAMA ELBİSE DİKTİRİYORUZ
Gelelim ısmarlama elbisenin terzideki serüvenine… Kumaşınızı aldınız terzinize gittiniz. İlk önce mezura ile boy-basen-göğüs-kol boyu ölçüleriniz alınır. Terzi müşterisinin beğendiği modele göre kalıp çıkarır, kumaşı biçer.
Biçilen ve birleştirilen kumaş için terziniz sizi ilk provaya çağırır. Bu provaya terziler kendi aralarında “çıplak prova” derler. İkinci provanın adı “telalı provadır”.Telalı prova için yapılan bu dikiş irice olup buna teğelleme dikişi denir. Prova sırasında elbisede vücudun şekline uymayan yerler varsa teğelleme el ile kolayca sökülür. Sonra kumaş yeniden belirlenen yerlerinden toplu iğnelerle tutturulur. Prova boyunca bu işlem yapılır.Terziler prova boyunca kumaşın kolay sökülmesi için teğel dikiş yaparlar.
Müşteri tekrar üçüncü provaya çağrılır. Artık elbise ortaya çıkmıştır. Tabi terzi provada tekrar beğenmediği yerleri düzelterek tekrar sizi provaya çağırabilir.
Terziye ısmarlama elbise diktirenler terzi müşteri muhabbetinin ne kadar keyifli olduğunu iyi bilirler. Ceket dikimi ayrıca ustalık ister. Ceketlerde yaka altı bölümüne “kılapa” denir. Bu bölüme kumaş ile beraber tela dikilir.
HEYKELCİNİN MERMERİ ŞEKİLLENDİRMESİ GİBİ
Kemer telası ise pantolona dikilir. Ceket dikilecek kumaş temiz büyük bir masaya yayılır. Kişiye özel olarak çıkarılan kalıp, kumaş üzerine iğnelenir ve kumaş kesilir. Ceket dikimlerinde en son kol takma işlemi yapılır.
Ceket kolu takma işini genellikle ustalar yaparlar. Ismarlama elbise dikimine önem veren ve dikiş konusunda az çok tecrübe sahibi olan kişiler elbisenin yani ceketin koluna bakarak terzisinin ustalığını değerlendirirler.
Kolay kolay terzi ustası kalfasına kol taktırmaz. İyi bir usta ceket ve pantolon işini kalfasına verir ama kol takma işini kendisi yapar.
Kumaşın çizgileri omuz dikişlerinde birbirine denk olmalı, yakalardaki desenler birbirine paralellik arzetmeli, omuzla kol desenleri birbirini tutmalıdır. Bütün bu ayrıntılar terzinin ustalığını gösteren işlerdendir.
CEKET BİR DEFA ÜTÜLENİR
Ceket ütüsü son yapılan işlerdendir ve özeldir. Herkes ceket ütüsü yapamaz. Cekete yapılan ütüleme ona son şekli vermedir. Ceket ütüsü bir heykeltıraşın mermere, bir seramikçinin çamura şekil vermesine benzer.
Ceketin astarı da önemlidir. Örneğin kol ağzından ve ceketin eteklerinden astar görünmemelidir. Kalite astar kullanmak müşterinin tercihine bağlıdır. Ceketin kruvaze, yandan yırtmaçlı, arkadan tek yırtmaçlı, tek düğmeli, çift düğmeli ve üç düğmeli modelleri vardır.
Pantolon dikiminde ölçü sağlam alınır. Pantolonda boy, kemer, basen ve paça genişliği gibi ölçüler alınır. Genellikle pantolon provası yapılmaz, bir defa ölçü alınır ve kumaş buna göre kesilir ve dikilir. Yetmişli yıllarda İspanyol paça, dar paça, duble paça gibi modeller vardı.
Tekstil sanayinin gelişmesi, dikiş makinelerinin göz kamaştırıcı yeniliklerle çıkması seri üretimin tüketicinin her ihtiyacına karşılık verecek şekilde olması, terziliğe olan rağbetin azalmasına ve eskiden aranılan kazancı bol olan bu mesleğin yavaş yavaş kaybolmaya başlamasına neden olmuştur.
El emeği göz nuru ile yapılan her meslek gibi terzilik de teknolojiye yenik düşmüştür. Şimdi terziler genellikle pantolon paçası dikme, elbise daraltma ya da fermuar dikme gibi işleri yapmaktadırlar.
EKREM ŞAHİN’LE TERZİLİĞE DAİR
1936 doğumlu ve 58 yıldır bu mesleğin içinde olan terzi Ekrem Şahin’le meslek üzerine bir söyleşi yaptık.
– Ekrem Bey nerelisiniz? Terziliğe nasıl başladınız?
– Biz 93 yılı muhacirlerindeniz. Ailem Adapazarı’na gelip yerleşmiş. Ben 1936 yılında doğmuşum. Dört kardeşiz. Üç erkek bir kız. Ben erkek çocukların üçüncüsüyüm. Hayatta bir ben bir de kız kardeşim kaldık. 1949 da İlkokulu bitirdim. Bir yıl sonraysa İstanbul’a göçtük. Yıl 1950-1951. Terzi çırağı olarak Fatih semtinde Tezgahçılar sokağında terzilik yapan Fuat Tan Usta’nın yanında işe başladım. Askere gidene kadar onun yanında çalıştım. Askerlik dönüşü de yine Fuat Usta’nın yanında devam ettim.
-Terzilerin askerlik anıları ilginçtir. Sizin de ilginç bir askerlik anınız var mı?
– Olmaz olur mu? Acemi birliği olarak topladılar bizi. Komutan terzi arıyormuş ‘İçinizde terzi var mı?’ diye sordu. Bir adım öne çıktım. Yanıma geldi, sağ elinin işaret ve orta parmağı ile makasın açılıp kapanma hareketini yaparak ‘kumaş kesebilir misin?’ diye sordu… “Evet keserim ve dikerim komutanım,” dedim . Bir daha da ne içtima ne eğitim hiçbir şey görmedim. Mesleğim sayesinde asker arkadaşları ve komutanlarımın yanında itibar sahibi olmuştum. Ankara Etimesgut’ta bitirdim askerliği. Askerde terzi iken Rüştü Erdelhun Paşa’ya, Fahri Gökdeniz Paşa’ya elbise diktim.
– Terzi ustaları çırak alırken nelere dikkat ederler?
– Zeki olacak, temiz ve titiz olacak, itaatkar olacak ve asla yalan söylemeyecek.
– Siz çırak iken neler yapardınız?
– Dükkana ustamızdan önce gelir temizliği yapardık. Kömür ütüsünün külünü döker temizler ütüye hazırlardık. Adapazarı’ndan İstanbul’a göç etmeden önce terzi yanında çıraklığa başlamıştım. Annem sabahları erkenden kalkar mısır ekmeği pişirir ve bir iki siyah zeytinle azığımı hazırlar elime verirdi, verirken de ‘zeytini idareli ye ha’ diye tembih ederdi. En büyük umudum bahşiş almaktı. Hiç unutmuyorum, dükkanın karşısında ekmek fırını vardı. İlk bahşişimi almıştım. Hemen fırına gittim. Kar gibi bembeyaz ve sıcacık ekmekten aldım. Annemin verdiği mısır ekmeğini de aç bir sokak köpeğine verdim. Bense fırından aldığım ekmeği baklava niyetine yemiştim.
– Kalfalıkta unutamadığınız anılarınız mutlaka vardır.
– Var ya… Fuat Usta’nın yanında üç kalfayız. Ceketin kolu takılacak. Usta bir yere gidecekti, giderken de döne döne tembih etti: “Benim biraz işim var, gidip geleceğim sakın ceketin kolunu takmaya kalkışmayın!’ dedi. Diğer iki kalfadan kendimi daha iyi görüyordum. Dayanamadım, ceketin kolunu taktım. Ütüsünü de yaptım. Askıya taktım ve ustamı beklemeye başladım. Fuat Usta geldi, gördü bize dönerek ‘Bu ceketin kolunu kim taktı?’ dedi. Kimseye söz bırakmadan ‘ben’ dedim. ‘Olmamış,’ dedi ama söküp düzeltmedi de. İçimden ‘Olmamış olsaydı düzeltirdi,’ diye geçirdim. O günden sonra ceket kollarını da takmaya başlamıştım.
– Neden olmadı dedi?
– O günler de ustalar kalfalarını övmezlerdi. Kendilerine güven gelsin istemezlerdi. Çünkü “Ben terziliği öğrendim” diyen kalfa, ya gider kendine dükkan açardı ya da ustasından verdiği haftalığına zam isterdi. 1956 yıllarında ustam bir elbise işçiliği olarak 55-60 lira alırdı.
– Kendi işinizi ne zaman kurdunuz?
– 1960 yılında kendi işyerimi açtım. Hala da devam ediyorum. Artık bırakmak istiyorum ama başka nerede oyalanırım. Kahve köşelerinde vakit geçirmektense kendi dükkanımda oturuyorum. İş çıkmıyor ama olsun. Arkadaşlarım dostlarım geliyor.
– Terziliğin dünü ve bugünü için ne söylersiniz?
– İyi bir terzi bugün de iyi para kazanabilir, reklamını iyi yaparsa tabii. İyi bir terzi 10-15 yılda yetişir. Bu hesaba göre terzi ustası olmak için bayağı uzun bir yol kat etmek gerekir. Şimdi çırak olarak işe başlayanlar ilk önce kaç para vereceksiniz diye soruyorlar.
BİR BAYAN TERZİSİNİN ANLATTIKLARI
Ekrem Usta’ya teşekkür ederek bir başka usta Mevlüt Öztürkler ile buluşmak üzere dükkandan ayrıldım.
Mevlüt Öztürkler, uzun yıllar bayan terziliği yapmış halen çalışmaya devam eden bir ustamız. İlk sorumuzu soruyoruz
– Mevlüt Usta, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
– 1938 doğumluyum. 6 yaşında İstanbul’a göçmüşüz. 7 yaşındayken Beyoğlu’nda Tel Sokak’taki Atatürk İlkokulundan mezun oldum. Yaz tatillerinde ailem beni işe yolluyordu. İlkokul 2. sınıftan itibaren terzilik mesleğinde çırak olarak çalışmaya başladım. İlk ustam Bayan terzisi Nezahat Hanımdı. Okul bitince Tünel’de yine bayan terzisi olan bir başka ustam Ermeni Madam Sarah’ın yanına girdim.
– Hiç erkek terzisinde çalışmadınız mı?
– Hayır. Terziliğe bayan terzisi olarak başlamıştım ve öyle de devam ediyorum. Eskilerden birçok sanatçı Madam Sarah’ın müşterisi idi. Madam Sarah vefat ettikten sonra da bu tanınmış simaların birçoğu benim de müşterilerim oldular.
– Bir bayan elbisesi kaç metre kumaştan çıkar?
– İstenilen modele göre değişir. Ortalama 2 ile 9 metre kumaştan çıkar. Kumaş tek en ise 9 metreden, çift en ise 4,5 metre kumaş gider. Bu durum abiye ve gece elbiselerinde böyledir.
– Bahsettiğiniz meşhur sanatçı müşterileriniz kimlerdi, birkaç isim verebilir misiniz?
– Müzeyyen Senar, Türkan Şoray, Fatma Girik, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses gibi isimler…
– İlk işyerinizi nerede açmıştınız?
– Beyoğlu Küçükparmakkapı sokaktaydı. 1980 yılında ise dükkanım Osmanbey’deki Rumeli Caddesi üzerindeydi.
– Terzilik mesleği hakkında neler söylemek istersiniz?
– Bu mesleğin ilk ustaları büyük oranda azınlıklardan çıkardı. Tüccar terziliğin babası da Yahudilerdir. Bunlar mesleğin hem ticaretini, hem de terziliğini yaparlardı. 1952-1954 yılları arasında azınlıkların ülkeyi terk etmesi ile birlikte terzi ustası sayısında gözle görülür bir azalma olmuştur. Azınlıklar arasında öyle ustalar vardı ki hiç makine kullanmazlardı. El iğnesini öyle maharetle kullanarak dikiş dikerlerdi ki siz makine ile dikilmiş zannederdiniz.
– Terzilerin kollarına taktıkları topuz gibi şey nedir?
– Dirsekle omuz arasına takılır, adı “iğneliktir”. Amaç prova yaparken kolayca toplu iğne almaktır. Bunu kolumuza taktığımızda iğne arama sorunumuz kalmaz. Bizim zamanımızda overlok makinesi pek yaygın değildi. Kumaş kenarlarına “kalevirik” dediğimiz çapraz şeklinde dikiş yapardık. Dikiş yaparken elimizin orta parmağına mutlaka dikiş yüksüğü takarız. Yüksük olmazsa parmağımız delik deşik olurdu. Terziliğe ilk adımını atan bir çırağın bu orta parmağını avuç içine doğru kıvırarak bir parça bezle bağlarlardı. Buradaki amaç parmağın yüksüğe alışmasını sağlamaktı.
– Dikişlerin türleri de oluyor mu?
– Oluyor ya… Terzi dikiş çeşitlerinde bir de “kaz ayağı dikişi” vardır. O da erkek veya bayan pantolonu, ceketlerde, tayyörlerde katlım yerlerine yapılır. Şimdi ise baskı makineleri var. Baskı makineleri ise dikişin kumaşın üstünden görünmeyip iç kısmından görünmesini sağlar ve öyle diker. Bu baskı makinesi iğneyi öyle ustalıkla kullanır ki ipliği kumaşın kalınlık aralığından geçirerek dikişin görünmemesini sağlar. Yaptığı bir bakıma gizli dikiştir.
– Teknoloji işinizi kolaylaştırdı mı?
– Kolaylaştırdı kolaylaştırmasına ama sonunda mesleğimizi de elimizden alıp gitti. Yeni çıkan bir makine var. “Reşme” makinesi. Bu makine trikoların ve penyelerin etek ve kol ağızlarını diker. Şimdi geliniz el emeğiniz ve göz nurunuzla bu teknoloji harikaları makinelerle yarışınız, mümkün değil!
– Mesleğinizle ilgili ne söylersiniz?
– Köroğlu yüzyıllar önce “silah icat oldu mertlik bozuldu” demiş. Bana sorarsanız mesleğimle ilgili bir şikayetim yok. Dünyaya yeniden gelsem yine terzi olmak isterdim. Ama kırk yıl önceki terziliğimi. 1956’dan 1983 yılına kadar olan zaman diliminde, hastalandığım zamanlar hariç, hiçbir müşterime mahcup olmadım. 5 yıldan beri de elbise tamiratı yapıyorum ve fırsat çıktıkça dikiş dikiyorum. Aktif terzilik hayatımda arife ve bayram tatilleri dışında tatil yapmadım çünkü mesleğime gönülden bağlıydım.
Teşekkür ederek ayrılıyoruz Mevlüt Ustadan. Bir zamanlar yaşamımızı güzelleştiren o eski terzi ustalarını saygıyla anmamak elde mi?

