Sevgili Ressamım,
Bundan daha mükemmel yazılamazdı. Sen de çok oluyorsun artık canım. Bize yapılacak iş bırakmıyorsun.
Ufak tefek dizgi hataları vardı, düzelttim. Onları kırmızıyla göstermeye gerek yoktu.
Bir bilgisayar eri olarak sadece marj ayarını bilmiyorsun, paragraf başı yapmak için ara çubuğunu kullanıyorsun. Oysa kolayı var:
Yazıyı sonradan paragraf başı yapacaksan önce (Ctrl A ile) hepsini seç yaparsın. Sonra fareyi yazı yazmak için açtığımız şu an üzerinde çalıştığımız gibi sayfaların üzerindeki santimetre kadrajlı bölüme götürürsün. Üstteki oku 1 cm kadar sağa çekersin. Bundan sonra artık bütün paragraf başları o ayarda kendiliğinden oluşur. Bu işlemi daha yazıya başlamadan da yapabilirsin, birkaç atır yazdıktan sonra da yapabilirdin.
Şimdi yeniden dönelim asıl işe:
Ara başlıkları küçük harfla bolt yazıyorsun. Yazı başka bilgisayara aktarılırken bütün yazılar tek karaktere dönüşür. Ara başlık filan belli olmaz. O nedenler ben ara başlıkları hem bolt hem de KAPİTAL yaptım. Bunu hep yapmayı sana da öneriririm.
ARABACILIK
Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu
Yaşarken ihtiyacını duyduğumuz bazı şeyler hayatımıza giren her yeniliğin de bulunmasına sebep olmuştur. İlkçağlardan bu yana insanların yaşamlarını kolaylaştırmak için arayış içinde olması, buluşlar yapması, onun doğasında var olan merak etme duygusundandır.
Bu yazımda sizlere motorlu arabaları değil, tekerleğin icadıyla birlikte, hayvan ve insan gücüyle hareket eden, gövdesi ahşaptan yapılan seyrek de olsa gördüğümüz at arabalarını anlatacağım.
Arabalar da tekerleğin bulunmasıyla ortaya çıkan taşıtlardır. Tekerleği ise, merkezinden geçen bir milin çevresinde dönen ve bir taşıtın zemin üzerinde hareket etmesini sağlayan çembersel organdır diye tarif edebiliriz.
Uygarlığın tekerleğin icadıyla başladığı söylenir. Yuvarlanan bir taş ya da bir kütüğün hareketi belki insanoğlu’na esin kaynağı olmuştur. Tekerleğin icadı ile ilgili kaynaklarda kesin bir tarihe rastlanmamakla birlikte, yapılan kazılarda M.Ö.3000’li yıllarda Sümerler dönemine ait bulunan rölyef ve heykellerde arabaları görmekteyiz.
SAVAŞ ALANLARININ TANKLARIYDILAR
Tekerleğin bulunmasıyla insanlığın hizmetine giren arabalara ehlileştirilen atların koşulması insan yaşamında da yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Barış zamanında ulaşım ve taşıma işlerinde çok yararlanılan arabalar, savaşlarda da düşmanın korkulu rüyası oldular.
Sümerler, Asurlular, Persler, Mısırlılar, Yunanlılar, Romalılar gibi eski medeniyetlerin doğup geliştiği M.Ö 1000 -2000 li yıllarda arabalar savaş meydanlarının adeta tanklarıydı. Bu arabaların dört atlısı olduğu gibi tek atla çekileni de vardı. Arabaların dingillerine ilave olarak bağlanan kesici parçalayıcı bağlantılar savaşlarda çok önemliydi.
Savaş arabalarının arkası açık olup iki kişi binerdi. Bu savaşçılardan biri arabayı kullanırken diğer savaşçı düşmana ok ve mızrakla saldırırdı.
ARABA ÇEŞİTLERİ
İnsanlar bir yerden başka yere göçerken mallarını, ailelerini, hatta küçükbaş hayvanlarını da arabalarına yükleyip, dağları, dereleri, tepeleri kolayca aşmışlardır. Atların ve Büyükbaş hayvanların çektiği hem insan hem eşya taşımaya yarayan iki ve dört tekerlekli arabalar uzun yıllar insanlığa hizmet ettiler. İhtiyaca göre de araba çeşitleri ortaya çıkmış ve yapıldıkları bölgelere göre de farklı adlar almışlardır.
Koçu ve kağnı iki tekerlekli olup öküz veya mandayla çekilirdi. Kağnıların tekerlekleri tek parça ahşaptan, dingili de tekerlekle birlikte dönen büyükbaş hayvanların çektiği arabadır. İstanbul’da, öküzle çekilen ve süslü bir tür gezme arabası olarak, ilk önce koçu arabaları kullanılmıştır.
1500‘lü yıllarda İngiltere de kullanılmaya başlanan fayton, briska ve kupa arabaları da atla çekilen ve yalnız insan taşıyan arabalardı.
Fayton iki yanı açık ,tek körüklü, dört tekerlekli çift yada tek atla çekilen ,Kupa ise her tarafı kapalı, vagon gibi yalnız arkada oturulacak yeri olan, dört tekerlekli binek arabasıdır.
Ayrıca fayton ve kupa arabasından daha gösterişli olan Landonlar, dört tekerlekli, üstü önden ve arkadan açılır kapanır, körükleri olan geniş arabalardır.
Briska ise landonun iki tekerlekli olanıdır. Oturulan yerin arkası kapalıdır. Tek at çeker.
.
OSMANLI’DA ARABALAR
Osmanlılar da Tanzimat Dönemine kadar yalnızca Padişahlar ve Şeyhülislamlar binek aracı olarak fayton ve landon kullanmışlardır. Fayton ve kupalara nazaran landon arabalar daha ağır ve gösterişliydiler.
Hem insan hem yük taşımaya yarayan Rumeli göçmenleriyle yurdumuza giren yaylı arabalar da vardı. Bunlar “Aynalı körük olmazsa ben gelin gitmem” türküsüne de konu olan arabalardır. İki tekerlekli olan insan gücüyle çekilen binek arabaları Uzak Doğu da çekçek adıyla anılmakta ve turistik hizmetler de hala kullanılmaktadır.
Ayrıca kovboy filmlerinde sürekli olarak soygun sahnelerine konu olan atlı posta arabaları da günümüzün şehirlerarası yolcu taşıtlarıydılar. Altı veya dört atın çektiği bu arabaların bir sürücüsü bir de soygunlara karşı silahlı koruyucuları vardı.
ARABASI DÖRT TEKER CİVANIM
“Arabası dört teker civanım,
Beyoğlu’na kum çeker,civanım
Beyoğlu’nun kızları civanım
İşmar eder göz süzer civanım”
Hüzzam makamında İstanbul türküsüne de konu olan bu arabaları eski Türk filmlerini izleyenler çok iyi anımsarlar. İstanbul un çevresi o yıllarda Bostandı. Bostan sahipleri yetiştirdikleri ürünleri şehrin merkezine bu arabalarla taşırlardı.Dört , iki veya tek tekerlekli olan arkasında ahşap malzemeden yapılmış kasası bulunan bu yaysız at arabaları ile her türlü malzeme taşınırdı. Oturduğumuz mahallede at arabacılığı yapan komşumuz vardı. Adı Hasan idi ama biz ona arabacı Hasan derdik. Mahalleye girişi uzaklardan işitilirdi.Tıkır tıkır atın ayak seslerinden anlardık. Nakliyat işleri yapardı fakat kömür asla taşımazdı.Kömürün arabasını kirlettiğini söylerdi. Kendisini rahmetle anıyorum.
Evimizin avlusunda , tek tekerlekli ,kasası ahşap,kasanın iki yanından çıkan uzunca kollardan iterek kullandığımız bir el arabamız vardı.Kasaları genellikle galvanizli sac malzemeden yapılan ve her türlü renk ile boyanan bu arabalar da çoğunlukla inşaatlarda kum, çakıl, çiftliklerde gübre ve benzeri malzemeyi çekme işinde kullanılırdı.
Artık günümüzde yapılan inşaatlarda bu arabalara da bu arabaları kullanacak insana da ihtiyaç duyulmamaktadır.
KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN SİMGESİ
Kurtuluş Savaşımızın simgesi haline gelen öküz, manda gibi hayvanların çektiği “kağnı”lar da artık günlük hayatımızdan çıktılar.
Kağnı arabası dingiline, Tokat yöresinde mazı deniyor. Mazının gıcırdayarak ses yapmaması için tereyağı sürülürmüş. Yağlanmazsa ağırlıktan ve sürtünmeden dolayı mazı yanarmış. Tekerlekler çamdan, mazı ise gürgen, kasası ise söğüt ağacından yapılmakta.
Kağnıya koşulan öküzlerin gitmesi için ucunda çivi olan uzunca sopaya da “üvendire” veya “öndere” deniyor. Ok ağacına bağlı olan boyunduruğun altına dinlenme sırasında dayanak ağacı dikiliyor. Böylece boyunduruğun ağırlığından, dinlenme sırasında çekim hayvanları kurtulmuş oluyorlar.
Bu bilgileri Tokat şehrimizi ziyaret esnasında Sayın Hasan Harpçi bey bize aktardı. Kendisine teşekkür ederim.
MOTORLU TAŞITLARIN ORTAYA ÇIKIŞI
Binek hayvanları ve at arabalarının yetersizliği ulaşımda da biz insanları yeni arayışlara yöneltmiştir. Bisikletle başlayan yenilikler, buharlı makinelere oradan da benzinli, dizel ve elektrikli araçların bulunmasına kadar gelinmiş ve sanayi devrimi ile makine kullanımı yaygınlaşmış ,yeni buluşlar bundan sonra da devam etmiştir.
1769 yılında İngiliz James Watt uzun süreli çalışan ilk buharlı makineyi icat etti.Ardından buhar gücü ile çalışan ilk araç, 1770 (bir kaynak 1769 yazıyor)yılında Fransız askeri mühendis Nicolas Joseph Cugnot tarafından yapıldı.
1824 yılında İçten yanmalı motorların, özellikle dizel motorlarının temel ilkeleri, genç bir Fransız mühendisi Sadi Carnot tarafından ortaya atıldı
Bundan 52 yıl sonra da yani 1876 da Nicolas August Otto ilk dört zamanlı gaz motorunu , 1880 yılında da Amerikalı George Brayton benzinle çalışan motoru icad etmiştir. 1885 yılında benzinle çalışan içten yanmalı motora sahip ilk otomobil Alman mühendis Karl Benz tarafından yapıldı.Yaklaşık bir yıl sonra Gottlieb Daimler motoru atlı arabaya monte etti.Benzinle çalışan içten yanmalı motorların geliştirilmesi ile otomobiller hız kazandılar.
1891 yılında Fransız Rene levassor bilinen ilk klasik tip arabayı yaptı. Bu icatla da “hareket” doğanın tekelinden alınıp insanoğlunun eline geçmiş oldu. Hayvan gücüyle hareket eden dört tekerlekli taşıtların yok olma süreci de böylece başlamış ve tünelin ucu 1891 de görünmüştü. (Kaynak Viikipedi)
BİR ARABA ATININ KOŞUMU
Atın ağzındaki demir “gem”i de dahil, deriden aksesuara “Başlık” denir. Gem’in her iki tarafından çıkıp arabacının ellerine kadar ulaşan kayışa da “dizgin” denir. Atın boynuna takılana hamut, hamutun üzerine bağlanana da “eğri ağaç” denir. Eğri ağaca atın iki yanından gelen ok direkleri bağlanır.
Ok direklerine “çek çek” de denmektedir. Eğri ağaç yalnızca fayton türü arabaların atlarında kullanılır. Çek çek kol ağaçları çatma ağacıyla arabanın ön dingiline bağlıdır.
Atın hamutuna iki yanından bağlı olup kalçasını da dolaşan kayışa “Seden kayışı” denir. Kulaklık koparsa seden kayışı güvenliği sağlar. Yani bir çeşit sigortadır.
Kalçanın üzerinden geçip seden kayışına iki tarafından bağlı kayışa da “Kalçalık” denir. Ön ayakları hizasındaki sırtını dolaşan kayışa ise “güvenlik kayışı”, göğsünden geçen kayışa da “Apış şaraka kayışı” denir. Bu kayış da seden kayışı gibi güvenlik içindir.
Atın başlık kayışında “at gözlüğü” denilen ve atın sadece önüne bakmasını sağlayan at gözlüğü bulunur. Ayrıca at gözlüğünün bir diğer görevi hayvanın herhangi bir nedenle ürküp kaçmasını önlemektir.
At arabaları ile paytonların son günlerini yaşadığı dönemde, dışkılarıyla yolları kirletmesinler, diye belediyeler atların arkasına torba bağlama zorunluluğu getirmişlerdi.
At arabalarının kent içinde kullanımı yasaklanınca bunların yerini üç tekerlekli motorlu triportörler, daha sonra da kamyonetler aldı.
Yazımıza konu olan ve birer birer ortadan kaybolmaya başlayan arabalar nasıl yapılıyor? Bunu “bir bilenden öğrenelim” dedik ve Edirne İlimizde Talatpaşa Mahallesi muhtarı Hasan Bey’e ulaştık. Sağ olsun Hasan bey bizi demirci- marangoz karışımı işler yapan bir dükkâna götürdü, son arabacı ustası İsmail Düzkes ile tanıştırdı.
DÜN ÇOK İYİ PARA KAZANDIĞINI SÖYLEYEN SON
ARABA USTASI BUGÜN SEMİZOTU AYIKLIYOR
(Bu yazının kısaltılmışı en altta)
Adının İsmail Düzkes olduğunu öğrendiğimiz usta, dükkânın önünde semiz otu ayıklıyordu. Yarı şaka takılarak soruyorum “Neden semizotu ayıklıyorsunuz?”
– İşsizlikten… Boş oturacağıma hanıma yardım edeyim bari dedim.
Bu mesleğin yaşayan en eski ustasıymış. Yılların arabacı ustası bizimle hem konuşuyor hem de semizotu ayıklıyordu. İsmail Düzkes ustamız anlattı, biz de anlattıklarını sizlere aktarıyoruz;
– İsmail usta, dilerseniz araba yapımına tekerlekten başlayalım. Tekerleğin ortasını bir anlamda merkezini oluşturan parçanın adı nedir, bunu nasıl yapıyorsunuz?
– Tekerleğin ortasına başlık diyoruz. Adapazarı, Konya, Bursa, Eskişehir illerimizde bulunan ağaç tornacıları yapardı.
– Oralarda arabacılık hala var mı?
– Varmış, ben görmedim.
Bu arada elindeki semiz otlarını bir kenara koyup heyecanla yerinden kalkıyor. Dükkânın içindeki bir arabayı gösteriyor. Gösterdiği küçük boy dört tekerlekli bir araba. Arabanın sağ tarafı hemen hemen yok gibi, parçalanmış. Bize doğru da seslenerek “Bunu adam edeceğim” diyor. Yan tarafta demirci dükkânı varmış. Yürütemeyince burayı açmış. “Burada da demir ocağım, örsüm, çekiçlerim ve kıskaçlarım var. Bana gerekli olan demir malzemeyi burada ben kendim yaparım.” diyor.
– Tekerleğin dış tahtaları ile başlığı arasındaki ahşapları da o ustalar mı yapıyor?
– Başlık ile dış çember arasındaki o ahşaplara parmak ağaçları denir. Onları biz kendimiz yaparız.
– Peki bu parmak ağaçlarının sayısı ve ölçüsü belli mi? Bir standardı var mı?
– Parmak ağacının sayısı tekerleğin çapına göre değişir. Sayıları 12-10-8 adet olabilir.
– Ustam, parmak ağaçlarını başlığa bu kadar düzgün nasıl yerleştiriyorsunuz?
– Başlığın üzerine tekerleğin büyüklüğüne göre parmak ağaçlarının sayısı kadar oyuklar açılır. Oyukların derinliği 4 Cm. kadardır. Parmak ağaçlarının iki uç tarafları 4 cm. başlığın içerisine açılan oyukların ölçüsünde inceltilir. Başlığa her parmak ağacının aralığı eşit olacak şekilde çakılır.
– Tekerleğin dış çemberinin altındaki eğri ahşapların adı nedir?
– O ahşaplara ‘espit’ tahtaları denir. Sıra tekerleğin dış çemberini oluşturan espit tahtalarının parmak ağaçlarına çakılmasındadır. Önceden belli bir şablona göre eğimli kesilen “espit” tahtalarının her birine iki parmak ağacı gelecek şekilde işaretlenip oyukları açılır. Daha sonra da her espit tahtasına iki parmak ağacı çakılarak tekerleğin dış halkası da tamamlanır. Ortadaki başlık ağacının dış tarafına boru şeklinde dıştan tas demiri geçirilir. Faytonların tekerleğindeki taslar pirinçten yapılır. Günümüz arabalarının çelik jant dedikleri nikelajlı hali gibidirler. Müşterinin dikkatini çekmesi için ara sıra faytoncu tarafından parlatılırlar.
– Ortadaki başlık ağacı delik deşik edildikten sonra nasıl yıllarca dağılmadan kalabiliyor?
– Başlığın ön tarafına ve arkasına demir çember geçiririz. Bir çeşit bilezik yani. Bu çemberler başlığın kırılmasını ve de dağılmasını önler.
– Ben çocukluğumda görmüştüm. Demirciler tekerleğin dış tarafına fırınlarda ısıttıkları demir çemberi geçirirlerdi. Demir çemberin sıcaklığı espit tahtalarını yakardı. Sizde de bu çemberler espit tahtalarına aynı yöntemle mi geçiriliyor, ne dersiniz?
– Elbette, çemberin tekerleğe takılma şekli öyle olmalı, aksi takdirde boşluk yapar ve tekeri toparlayamaz çıkar. Önce demir çemberi örste çekiçleyerek tam daire şeklinde hazırlarız. Kusursuz daire olması gerekir. Yoksa tekerleğin balansını bozar. Daha sonra demir çember ocakta ısıtılır. Bu aşamada iki-üç kişi gerekmektedir. Kıskaçlarla kızgın çember hazırlanan ahşap tekerin üzerine itinayla geçirilir. Bu arada oturmayan tarafları çekiç yardımıyla oturtulur. Isınınca genleşip genişleyen çember, tekerleğin ahşap bölümlerinin fazlasını da yakarak çekiç yardımıyla takılır. Espit tahtalarına geçen çember ahşabı fazlaca yakmadan üzerine su dökülerek soğutulur. Soğuyan çember daralır ve tekerin dış ahşabını sıkıca kavrar. Sonra ihtiyaç duyulan yerlerden özel çivilerle espit tahtalarına çakılır. Böylece tekerlekler arabanın dingiline takılmak için hazırdır.
– Şehir içinde tekerleğinin dış tarafı demir olan bir araba Arnavut kaldırım taşlarının üzerinde giderken çok ses yapmaz mı?
– Bu şekilde hazırlanan bir teker elbette çok ses yapar. Buna bir de atın nal seslerini eklerseniz varın gerisini siz düşünün. Günümüz insanı artık her yerde sessizlik arıyor. Şehrin stresinden bunalmışken buna bir de araba gürültüsü eklenirse gerçekten çekilemeyecek gürültü oluşur. Biz de çareyi çember yerine özel preslerde hazırlanmış ”U” şeklindeki sacı tekerin dışına geçirerek bulduk. Sonra da bu oluklu saca büyük kamyon lastiklerinden çıkarılan lastik şeritleri geçirerek arabaları sessiz hale getirdik. Atın nal sesini de nalbantlar nalın ortasına özel olarak kesilip hazırlanan araba lastiği koyarak hallettiler.
– Dilerseniz biraz da otomobil lastikli at arabalarından bahsedelim. Dinazora modern spor ayakkabısı giydirmek gibi bir şey değil mi bu ?
– Hem gürültüsüz, hem ucuz hem de uzun ömürlü olduğundan yük taşıma arabalarında otomobil lastikleri kullanılıyor. Faytonlarda bu durum söz konusu değildir. Fayton tekerleklerindeki oluklu saca şerit halinde özel olarak kesilen kamyon lastiği geçirilmektedir.
– Biraz da arabalarda kullanılan makaslardan söz edelim
– Eskiden makassız araba yapardık. Öküz arabaları yani (kağnı arabaları) gibi çifte beygir ve öküzün koşulduğu arabalar. Biz bu arabalara çifte araba da deriz. Çifte talika makassız olur. Böyle olunca da çok sarsar. Ne kadar böbrek taşınız varsa bu arabalarla düşürebilirsiniz.
-Arabanın kasasını hangi cins ağaçlardan yaparsınız?
-Müşterinin bütçesine göre değişir. Çam ağacı, kavak ağacı gibi… Önceden telli kavak dediğimiz ağaçtan çifte talika yapardık. Tekerlekte ahşap kısımlarda genellikle gürgen kullanırız.
– Bir araba yapımı ortalama ne kadar zamanınızı alır?
– Elemana göre değişir. Arabanın cinsi önemli değil. İki kişiyle 15-20 günde bir araba çıkar.
– Aldığınız ücret yeterli mi?
– Babamın zamanında yeterdi. Arabacı ustalığı o zaman değerli bir meslekti. Eskiden aileler kızlarını bir arabacının oğluna vermek için can atardı. Ben arabacı ustası olarak Allah bin bereket versin zamanında iyi para kazandım. Çocuklarımı okuttum, ailemi geçindirdim. Mal mülk sahibi oldum. Ama artık hepsi geçmişte kaldı. Şimdi ise gördüğünüz gibi semizotu ayıklıyorum. Ne diyelim, bizim gençliğimiz gidip nasıl hayatımızın son baharını kışını yaşıyorsak eski el emeği göz nuru bu mesleklerin de sonu gelmekte.
Zamana direnen, yaşatmaya çalışılan diğer mesleklerin son ustalarında olduğu gibi 60 yıllık arabacı Ustası İsmail Düzkes’e de, yaşamının geri kalan yıllarında sağlık dileyip ayrılıyoruz.
ARABACI ŞANDOĞAN USTA “O ATLI BİZ YAYA”
DEDİĞİ TEKNOLOJİYE KARŞI DİRENİYOR
(Bu yazının kısaltılmışı en altta)
Kaybolmaya yüz tutmuş diğer meslekler gibi artık araba ve tekerlek yapan ustalar da bir elin parmakları kadar az sayıda kaldılar. Taşımacılık yapan arabalar da gündelik yaşamdan çekildiler. Bugün yalnızca turistik amaçlı olarak faytonlar kullanılmaktadır.
Geçen sene kaybolmakta olan süpürgecilik mesleği için Edirne’ye geldiğimde burada az sayıda da olsa arabacıların da olduğunu görmüştüm.
Edirne’de kısmen de olsa taşımacılık yapan at arabalarının bulunması beni bu Serhat şehrimize çekti getirdi. Vakit öğle ve de aç olunca Meriç nehri kıyısındaki lokantalardan birine girdik. Eşim Fatma da benimle beraber. Yemekten sonra kahvemizi içerken aramızda konuşuyoruz. “Dışarıda faytoncular var ama içlerinde arabacılığı iyi bilen biri var mı?” diye sesli düşünüyorum. Galiba sesi fazla açtım herhalde ki yan masadan bize kulak misafiri olanlardan bir bey:
“İsterseniz size arabacı bulurum. Hem de konusunu iyi bilen birini tanıyorum,” dedi. Memnun olacağımızı söyleyince “Az bekleyin,” diyerek kalkıp gitti, güneşten kavrulmuş orta yaşlarda bir faytoncu ile geri döndü. ” İşte size hem arabacı hem de faytoncu .Siz sorun o yanıtlasın ”diyerek adamı masamıza buyur etti. Gelen arabacı selam verdikten sonra adının Şandoğan olduğunu, bizi yemekten sonra dışarıda bekleyeceğini söyleyip yanımızdan ayrıldı.
Hava alabildiğine sıcak ama Meriç’in sularının serinliği biraz olsun rahatlatıyor bizleri. Tek atlı landonunu bir ağacın gölgesine çekmiş kendisi de bir gaz tenekesini ters çevirip üzerine oturmuş bizi bekliyordu. Geldiğimizi görünce ayağa kalktı. Selamlaşıp el sıkıştık. Gaz tenekesinden oturağını bana buyur etti. Üzerine de arabasından aldığı renkli bir şilte koydu. Ne de olsa onun misafiriydik.
– Kaç yıldır bu işi yapıyorsun? diye söze giriyorum.
– Çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum. 9-10 yaşındaydım, at arabamız vardı.
– Babadan kalma bir meslek yani?
– Evet dedem de arabacıydı. Babam da. Babam daha sağ, kardeşlerimde arabacı. Ben sonradan arabamı faytona çevirdim. Onlar hala at arabacılığı yapıyorlar.
– Fayton ve at arabası arasındaki fark nedir?
– At arabası her tür eşya ve yük taşır. Fayton ise sadece insan taşır.
– Onlara günümüzün taksileri diyebilir miyiz?
– Aynen öyle. Faytonla yük taşınmaz. Fayton eskiden beri insan taşıma aracıydı. Şimdi ise turist gezdirmek için kullanılıyor.
– Arabanı satıp fayton mu aldın yani?
– Hayır, arabamı faytona çevirdim. Dört tekerleği büyüktü. Yalnızca ön tekerleri küçülttüm.
– Yani ön tekerlekleri küçültünce senin araban fayton mu oldu?
– Hayır fayton değil, landon türü araba oldu.
– Peki, kupa araba nasıl bir şey?
– Her tarafı kapalı vagon gibi olan arabalar, dört tekerlekli olup yalnız insan taşır. Benim arabamın ‘fayton’a çevrilmeden önceki hali ise ‘talika‘ araba türüydü. Talika “Dört tekerleği de aynı büyüklükte olan, üstü kapalı yaylı ” bir tür at arabasıdır.
Bilen birini buldum ya, araba çeşitlerini arka arkaya soruyorum
– Briska nedir ?
– Landonun iki tekerlekli olanına denir. Oturulan yerin arkası kapalıdır. Tek at çeker.
– Arabacılıkta falaka neye diyoruz?
– İki atın çektiği arabalarda atların boyunlarına takılana falaka diyoruz. Falaka ortasından ok ağacına diğer ucundan da boncuk ağacına bağlıdır.
– Ok nedir?
– İki atın arasında olan ve diğer ucu arabaya bağlı olan ve arabayı çeken ağaç.
– Hamuda dıştan kayışlarla bağlı olan yay gibi olan şeye ne diyorsunuz?
– Eğri ağaç diyoruz. Eğri ağaca bağlı olan kol ağaçları arabanın ön tarafındaki çatma ağacına bağlıdır.
– At gözlüğü nedir?
-Atın başlığındaki deriden yapılma camı olmayan küçük siperliğe gözlük diyoruz. Bunlar olmasa at olmadık şeylerden ürkerek kaçabilir. Bu gözlükler atın arkaya değil sadece öne bakmasını sağlar.
– Tekerleğin bağlı olduğu parçaya ne denir, dingil mi diyorsunuz?
– Onun adı “kundak”tır. Kundağın üzerine bağlanan ve üç oyuklu ahşaba da “bağırcık ağacı” denir, bağırcık ise çatalı tutar. Bağırcığın oyuklarının içinden geçen üç parçalı ağaca da “çatal ağacı” denir. Çatal ağacının tek parça olan diğer ucu ön kundağa bağlıdır.
– Köstek nedir?
– Arabaların durmasını sağlayan frendir. Motorlu vasıtalardaki balatalar gibi yani.
– Ustacığım güne nasıl başlarsın?
– Sabah ilk işim atımın tımarını yapıp yemini suyunu vermek olur. Sonra çeker kahveye giderim. Eşle dostla bir saat sabah sohbetiyle beraber çayımı içer ardından eve tekrar dönerim. Atım karnını doyurmuş olur. Arabaya koşar işe çıkarım.
– Arabanın bakımı olmaz mı?
– Olmaz olur mu, pazardan pazara onu da yağlarım. Altına yatar gereken diğer işleri yaparım. Ben atıma ve arabama bakmalıyım ki onlarda bana baksınlar değil mi? Boyanacak yerleri boyarım. Gevşeyen cıvataları sıkar ve yerinden çıkan çivileri de çakarım. Atın bakımı derseniz o da ayrı bir iş. Atın koşumunun sökülen yerini elimden geldiğince dikerim. Kullanılmayacak kadar eski bölümlerinin yenisini alırım.
– Tekerin kırıldığında ya da yenisi gerektiğinde ne yapıyorsunuz? Tamir eden ya da yapan biri var mı?
– Var ama istediğimiz gibi yapmıyor. Yine de ona gidiyoruz. Benim evde çil çil bir arabam var. İyi biri çıkarsa satacağım. Onu barlara ya da çay bahçelerine vermeyi düşünüyorum.
– Alan kişi arabacılık yapamaz mı?
– İsterse yapar
– Yani arabaları bahçelerine dekor olsun diye koyanlardan biri mi alsın diyorsun?
– Aynen öyle.
– Peki, kazancın sana yetiyor mu?
– Allaha şükür yetiyor.
– Atın aylık masrafı ne kadar oluyor?
– Bu atın aylık masrafı 650 TL. Çift at olursa bu paraya biraz daha ilave olur, ama çok fark etmez.
– Atın kaç yaşında?
– 11 yaşında
– Yaşlı değil mi?
– Değil. 11 yaşında bana göre genç. Daha 10 yıl ben bu attan ekmek yerim.
– Peki atın 22 yaşına geldiğinde ne yaparsın?
– Satarım.
– Müşterisi çıkar mı? Yaşlı atı alan ne yapar?
– Arabaya koşuyor.
– Yürüyemeyecek haldeki hayvan nasıl arabaya koşulur?
– Yürüyemeyecek halde olunca ben azat ediyorum.
– Ne yapıyorsun?
– Sarayiçi’ne bırakıyorum.
– Ölüme terk ediyorsun yani.
– Hayır öyle değil, orada ona ölene kadar bakarım. Başkası ne yapıyor bilemem. Ben bundan önceki atımı bıraktıktan sonra 5 yıl baktım. Her gün yemini suyunu verip geliyordum. Yıllarca bana gücüyle itirazsız hizmet etmiş bir hayvana benim de borcumu ödemem lazım değil mi?
– Senin arabanın durması yani bekleme yaptığın yer burası mı?
– Buranın adı Meriç köprüsü Emirgân Çay bahçeleri. Benim mekânım burası. Buradan çarşıya, Anıta, Sarayiçi’ne bazen de garajlara giderim. Ama nereye gidersem gideyim yine buraya gelirim.
– Araba nasıl yapılır?
– Arabanın nasıl yapıldığını gördüm ama yapmasını bilemem. O ayrı bir zanaat. Ustalık ve beceri ister. Ben arabacıyım, araba imalatçısı değilim.
-Atınızın nalı düştüğünde veya eskidiğinde ne yapıyorsunuz? Hala nalbant var mı?
– Nalbant var. Nasıl koşumcuyu buluyorsak nalbandı da buluyoruz. Bizler bir avuç insan hep biri birimize muhtacız. Varlığı diğerinin varlığına bağlı olan meslekleri yapıyoruz. Ben iş yaparsam nalbant ve saraç ta kazanır. Nalbant iş yaparsa saraçta kazanır, bende kazanırım.
– Şandoğan usta daha ne kadar zaman bu işi yaparsın?
-Başka iş yapamam, çünkü bilmiyorum, tek bildiğim iş bu. Bu mesleği ölene kadar yaparım sonrasını bilemem.
– Ustacığım bize zaman ayırdığın için sana teşekkür eder bol kazançlar dilerim.
Arabaların hayatın içine girmesi ve insan yaşantısını kolaylaştırması beraberinde bir sürü mesleğin ortaya çıkmasına da sebep olmuştu. Nalbantlık, saraçlık, koşumculuk, hamutçuluk ve araba yapımcılığı gibi meslekler toplum yaşamına girmiş önemli mesleklerdi. Ancak teknolojinin yaşamımızı kuşattığı 21.yüzyılda bu meslekler ve ustaları birer birer kaybolup gitmekteler.
Kaynakça: Büyük Larousse, Nişanyan-Türkçe Etimolojik sözlük, Vikipedi.org.Watch Froning The Fittest Man In History (2015) Full Movie Online Streaming Online and Download
ARABACI ŞANDOĞAN USTA “O ATLI BİZ YAYA”
DEDİĞİ TEKNOLOJİYE KARŞI DİRENİYOR
Kaybolmaya yüz tutmuş diğer meslekler gibi artık araba ve tekerlek yapan ustalar da bir elin parmakları kadar az sayıda kaldılar. Taşımacılık yapan arabalar da gündelik yaşamdan çekildiler. Bugün yalnızca turistik amaçlı olarak faytonlar kullanılmaktadır.
Güneşten kavrulmuş orta yaşlarda bir faytoncuydu. Gaz tenekesinden oturağını bana buyur etti. Üzerine de arabasından aldığı renkli bir şilte koydu. Ne de olsa onun misafiriydik.
– Kaç yıldır bu işi yapıyorsun? diye söze giriyorum.
– Çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum. 9-10 yaşındaydım, at arabamız vardı. Baba dede mesleği yani?
– Fayton ve at arabası arasındaki fark nedir?
– At arabası her tür eşya ve yük taşır. Fayton ise sadece insan taşır.
– Kupa araba nasıl bir şey?
– Her tarafı kapalı vagon gibi olan arabalar, dört tekerlekli olup yalnız insan taşır. Benim arabamın ‘fayton’a çevrilmeden önceki hali ise ‘talika‘ araba türüydü. Talika “Dört tekerleği de aynı büyüklükte olan, üstü kapalı yaylı ” bir tür at arabasıdır.
Bilen birini buldum ya, araba çeşitlerini arka arkaya soruyorum
– Briskanın, falakanın, ok’un
– Birtiska: Landonun iki tekerlekli olanına denir. Oturulan yerin arkası kapalıdır. Tek at çeker. Falaka: İki atın çektiği arabalarda atların boyunlarına takılana falaka diyoruz. Falaka ortasından ok ağacına diğer ucundan da boncuk ağacına bağlıdır. Ok: İki atın arasında olan ve diğer ucu arabaya bağlı olan ve arabayı çeken ağaç da oktur.
– Hamuda dıştan kayışlarla bağlı olan yay gibi olan şeye ne diyorsunuz?
– Eğri ağaç diyoruz. Eğri ağaca bağlı olan kol ağaçları arabanın ön tarafındaki çatma ağacına bağlıdır.
– At gözlüğü nedir?
-Atın başlığındaki deriden yapılma camı olmayan küçük siperliğe gözlük diyoruz. Bunlar olmasa at olmadık şeylerden ürkerek kaçabilir. Bu gözlükler atın arkaya değil sadece öne bakmasını sağlar.
– Tekerleğin bağlı olduğu parçaya ne denir, dingil mi diyorsunuz?
– Onun adı “kundak”tır. Kundağın üzerine bağlanan ve üç oyuklu ahşaba da “bağırcık ağacı” denir, bağırcık ise çatalı tutar. Bağırcığın oyuklarının içinden geçen üç parçalı ağaca da “çatal ağacı” denir. Çatal ağacının tek parça olan diğer ucu ön kundağa bağlıdır.
– Köstek nedir?
– Arabaların durmasını sağlayan frendir. Motorlu vasıtalardaki balatalar gibi yani.
– Ustacığım güne nasıl başlarsın?
– Sabah ilk işim atımın tımarını yapıp yemini suyunu vermek olur. Sonra çeker kahveye giderim. Eşle dostla bir saat sabah sohbetiyle beraber çayımı içer ardından eve tekrar dönerim. Atım karnını doyurmuş olur. Arabaya koşar işe çıkarım.
– Arabanın bakımı olmaz mı?
– Olmaz olur mu, pazardan pazara onu da yağlarım. Altına yatar gereken diğer işleri yaparım. Ben atıma ve arabama bakmalıyım ki onlarda bana baksınlar değil mi? Boyanacak yerleri boyarım. Gevşeyen cıvataları sıkar ve yerinden çıkan çivileri de çakarım. Atın bakımı derseniz o da ayrı bir iş. Atın koşumunun sökülen yerini elimden geldiğince dikerim. Kullanılmayacak kadar eski bölümlerinin yenisini alırım.
– Tekerin kırıldığında ya da yenisi gerektiğinde ne yapıyorsunuz? Tamir eden ya da yapan biri var mı?
– Var ama istediğimiz gibi yapmıyor. Yine de ona gidiyoruz.
– Atın aylık masrafı ne kadar oluyor?
– Bu atın aylık masrafı 650 TL. Çift at olursa bu paraya biraz daha ilave olur, ama çok fark etmez.
– Şandoğan usta daha ne kadar zaman bu işi yaparsın?
-Başka iş yapamam, çünkü bilmiyorum, tek bildiğim iş bu. Bu mesleği ölene kadar yaparım sonrasını bilemem.
Teknolojinin yaşamımızı kuşattığı 21.yüzyılda bir çok eski meslek ve ustaları birer birer kaybolup gitmekteler. “o atlı biz yaya” dediği teknolojiye karşı direnen arabacı Şandoğan usta da onlardan biri.
SON ARABA YAPIM USTASI SEMİZOTU AYIKLIYOR ŞİMDİ/FEV
Adının İsmail Düzkes olduğunu öğrendiğimiz usta, dükkânın önünde semiz otu ayıklıyordu. Yarı şaka takılarak soruyorum “Neden semizotu ayıklıyorsunuz?”
– İşsizlikten… Boş oturacağıma hanıma yardım edeyim bari dedim.
Bu mesleğin yaşayan en eski ustasıymış. Yılların arabacı ustası bizimle hem konuşuyor hem de semizotu ayıklıyordu. İsmail Düzkes ustamız anlattı, biz de anlattıklarını sizlere aktarıyoruz;
– İsmail usta, dilerseniz araba yapımına tekerlekten başlayalım. Tekerleğin ortasını bir anlamda merkezini oluşturan parçanın adı nedir, bunu nasıl yapıyorsunuz?
– Tekerleğin ortasına başlık diyoruz. Adapazarı, Konya, Bursa, Eskişehir illerimizde bulunan ağaç tornacıları yapardı. Başlık ile dış çember arasındaki o ahşaplara parmak ağaçları denir. Onları biz yaparız. Parmak ağacının sayısı tekerleğin çapına göre değişir. Sayıları 12-10-8 adet olabilir. Başlığın üzerine tekerleğin büyüklüğüne göre parmak ağaçlarının sayısı kadar oyuklar açılır. Parmak ağaçlarının iki uç tarafları 4 cm. başlığın içerisine açılan oyukların ölçüsünde inceltilir. Başlığa her parmak ağacının aralığı eşit olacak şekilde çakılır.
– Tekerleğin dış çemberinin altındaki eğri ahşapların adı nedir? Ortadaki başlık, dağılmadan yıllarca nasıl kalabiliyor?
– O ahşaplara ‘espit’ tahtaları denir. Sıra tekerleğin dış çemberini oluşturan espit tahtalarının parmak ağaçlarına çakılmasındadır. Önceden belli bir şablona göre eğimli kesilen “espit” tahtalarının her birine iki parmak ağacı gelecek şekilde işaretlenip oyukları açılır. Daha sonra da her espit tahtasına iki parmak ağacı çakılarak tekerleğin dış halkası da tamamlanır. Faytonların tekerleğindeki taslar pirinçten yapılır. Müşterinin dikkatini çekmesi için ara sıra faytoncu tarafından parlatılırlar. Başlığın ön tarafına ve arkasına demir çember geçiririz. Bir çeşit bilezik yani. Bu çemberler başlığın kırılmasını ve de dağılmasını önler.
– Ben çocukluğumda görmüştüm. Demirciler tekerleğin dış tarafına demir çemberi geçirirsiniz?
– Önce demir çemberi örste çekiçleyerek tam daire şeklinde hazırlarız. Kusursuz daire olması gerekir. Yoksa tekerleğin balansını bozar. Daha sonra demir çember ocakta ısıtılır. Bu aşamada iki-üç kişi gerekmektedir. Kıskaçlarla kızgın çember hazırlanan ahşap tekerin üzerine itinayla geçirilir. Bu arada oturmayan tarafları çekiç yardımıyla oturtulur. Isınınca genleşip genişleyen çember, tekerleğin ahşap bölümlerinin fazlasını da yakarak çekiç yardımıyla takılır. Espit tahtalarına geçen çember ahşabı fazlaca yakmadan üzerine su dökülerek soğutulur. Soğuyan çember daralır ve tekerin dış ahşabını sıkıca kavrar. Sonra ihtiyaç duyulan yerlerden özel çivilerle espit tahtalarına çakılır. Böylece tekerlekler arabanın dingiline takılmak için hazırdır.
– Şehir içinde tekerleğinin dış tarafı demir olan bir araba taş yolda giderken çok ses yapmaz mı?
– Bu şekilde hazırlanan bir teker elbette çok ses yapar. Buna bir de atın nal seslerini eklerseniz varın gerisini siz düşünün. Biz çareyi ”U” şeklindeki sacı tekerin dışına geçirerek bulduk. Sonra da bu oluklu saca büyük kamyon lastiklerinden çıkarılan lastik şeritleri geçirerek arabaları sessiz hale getirdik. Atın nal sesini de nalbantlar nalın ortasına özel olarak kesilip hazırlanan araba lastiği koyarak hallettiler.
– Dilerseniz biraz da otomobil lastikli at arabalarından bahsedelim.
– Hem gürültüsüz, hem ucuz hem de uzun ömürlü olduğundan yük taşıma arabalarında otomobil lastikleri kullanılıyor. Faytonlarda bu durum söz konusu değildir. Fayton tekerleklerindeki oluklu saca şerit halinde özel olarak kesilen kamyon lastiği geçirilmektedir.
-Arabanın kasasını hangi cins ağaçlardan yaparsınız?
-Müşterinin bütçesine göre değişir. Çam ağacı, kavak gibi… Tekerlekte ahşap kısımlarda genellikle gürgen kullanırız.
– Bir araba yapımı ortalama ne kadar zamanınızı alır?
– Elemana göre değişir. Arabanın cinsi önemli değil. İki kişiyle 15-20 günde bir araba çıkar.
– Aldığınız ücret yeterli mi?
– Babamın zamanında yeterdi. Arabacı ustalığı o zaman değerli bir meslekti. Eskiden aileler kızlarını bir arabacının oğluna vermek için can atardı. Ben arabacı ustası olarak Allah bin bereket versin zamanında iyi para kazandım. Çocuklarımı okuttum, ailemi geçindirdim. Mal mülk sahibi oldum. Ama artık hepsi geçmişte kaldı. Şimdi ise gördüğünüz gibi semizotu ayıklıyorum. Ne diyelim, bizim gençliğimiz gidip nasıl hayatımızın son baharını kışını yaşıyorsak eski el emeği göz nuru bu mesleklerin de sonu gelmekte.
Zamana direnen, yaşatmaya çalışılan diğer mesleklerin son ustalarında olduğu gibi 60 yıllık arabacı Ustası İsmail Düzkes’e de, yaşamının geri kalan yıllarında sağlık dileyip ayrılıyoruz.
Watch Fifty Shades Darker (2017) Full Movie Online Streaming Online and Download

