Nalbantlık mesleğini ansiklopediler hayvanların nallanması olarak tarif ediyor. At, eşek ve öküz gibi hizmet hayvanlarının tırnaklarının aşınmasını ve kırılmasını önlemek için çivi ile hayvanların toynağına çakılan oluklu ”U” veya yaprak formunda demire nal diyoruz.
At tek toynaklı evcil memeli bir hayvandır. Uygarlığın yayılmasında binek, ulaşım ve çekim hayvanı olarak önemli roller üstlenmiştir. Bugünkü atların ataları sürüler halinde yabani olarak yaşarlardı. Bu atların evcilleştirilip günlük hayatımızın bir parçası haline getirilmesi bazı mesleklerin de ortaya çıkmasını sağladı. Nalbantlık mesleği de bunlardan biridir. Atın gündelik hayatımızdan yavaş yavaş çıkması ile de nalbantlık yok olmak üzere olan mesleklerdendir.
Köylerden şehirlere kasabalara gelen insanlar buralardaki hanlarda konaklardı. Her hanın yanı başında da bir nalbant muhakkak olurdu. Bu insanlar çarşıda ihtiyacı olan şeyleri alırken nalbant da atların karınlarını doyurur ve toynak bakımını yapar, nallanması gerekiyorsa nallardı.
Atların nallanması
Nallanacak hayvanların başında atlar gelir. Eşekler,katırlar ve öküzler de nallanan hayvanlar arasındadır. Tarlada ve çekme işinde çalışan öküzler ise çift toynaklı olduklarından nalları da iki parça olur.
Nallanacak at nasıl hazırlanır?
Nallanacak at nalbandın işliğine getirilir. Önce tırnağındaki eskimiş nallar sökülür. Eğer atın ayağında çivi yada başka bir yabancı madde batması sonucu oluşmuş herhangi bir yaraya rastlanırsa, bu yaranın içinde birikmiş olan irin, tırmık bıçağı adı verilen ucu sivri bir aletle temizlenir. Sonra da yara, katran sürülerek iyileştirilir. Tırmık bıçağı dişçilerin, tedaviye gelen insanların ağzını kontrol için kullandıkları kaşığa benzer.Bu alet basit olmasına basittir ama yaptığı iş çok önemlidir.
Bu gibi durumlarda atın iş görmeden bir hafta kadar dinlenmesi, yarasının da iyileşmesi beklenir. Tıraşlama işinde öncelikle atın tırnak ekseni normal olmalıdır. Tırnak yatık yada dik olmamalıdır. Eski nal tırnaktan sökülürken önce perçinleri açılmalıdır. Sonra da eski nalı açık ucundan kaldırarak sökme işlemi tamamlanır. Atın ayağına uygun nal seçimi yapılır. Arka ayakların açısı ile ön ayak tırnaklarının açısı farklıdır. Yanlış tırnak tıraşlaması ciddi problemler yaratır. Hayvanın çekim ve taşıma randımanını düşürür.Toynak tabanı yukarıda da anlattığımız gibi taban bıçağı ile temizlenip fazlası kerpeten ile kesilir. Törpü yardımıyla da düzeltilir. Sırada nalın tırnağa göre oturtulması vardır. Nal her zaman tırnaktan 1-2 mm. büyük olmalıdır. Toynağın sağlıklı büyümesi için bu şarttır. Atın nallanmaya hazırlanması için bir takım da önlemler almak gerekir. Atın başını ya atın sahibi tutacaktır ya da nalbant işliğinde çalışanlardan biri. Genellikle bu işi atın sahibi yapar.
Yardımcı, atın kuyruğunu nallanacak olan ayağa sarar. Nallanacak ayağın L şeklinde bükülmesiyle atın hareketi kontrol altına alınır. Böylece huysuzluk gösterebilecek atların tepme imkanı da ortadan kalkmış olur.
Aslında atlar, nallanmakla tırnaklarının korunacağını sezerler. Bu nedenle de nallanma konusunda genelde bir aksilik çıkartmazlar.
Gelen nallar atların ayaklarına göre numaralanmıştır. Bunlar 8, 9.5, 10.5, 11 numara olarak adlandırılır. Aslında bu numara nalın çapını gösterir.
Eğer nalbantta gerektiği zamanda istenilen boyutta nal mevcut değilse, çelik kadar sert olan bu nallar, uygun ölçüye getirilmek üzere nalbant tarafından özel sac makası ile kesilip örs üzerinde de düzeltilir.
Her at nalında karşılıklı iki sırada üçer çivi deliğinden 6 çivi deliği vardır. Bu çivilerin her biri özel nalbant çekiciyle sertçe vurularak iyice yerine oturtulur. Bir çivinin yerine oturması için ortalama 8-10 sert vuruş yapılır. Çivi belli bir açıdan çakıldığı için atın canı kesinlikle acımaz.
Atların tırnaklarına çakılması için kullanılan çiviler özel olarak üretilir. At nalı ve çakma çivisi ülkemizde demirci ustaları tarafından üretilmektedir.
Nallanan tırnaktan dışarıya çivinin ucu çıkmışsa, çivinin bu fazlalığı keskin bir kerpetenle hemencecik kesilip alınmalıdır. Eğer sonraya bırakılırsa atın herhangi bir huysuzluğunda bu uçlar nalbandı yaralayabilir. Uçları kesilen çivilerin sonra da eğe ile tesviyesi yapılır.
Kaç çeşit nal vardır?
Dört çeşit nal vardır.
I. Düz nal, Tamamı saçtan yapılır, ortası kapalıdır. Et kalınlığı 1 cm’ ye yakındır.
II. Askeriye nalı da denilen ortası boş, kenarları bir buçuk santim eninde, et kalınlığı bir santim civarında olan klasik (alafranga) naldır. Bu nal öbür türlere göre daha az hacim kapladığından ve hafif olduğundan yarış atları için tercih edilir.
III. Lastikli nal. Bu tür nal genellikle at arabalarının çekiminde kullanılan atların ayaklarının, taş döşeme yollarda kaymaması için yapılır. İnce bir lastik tabakası nal ile hayvanın toynağı arasına yerleştirilir. Demir nal ile yere basılacak bölüme, kesimi özel olarak yapılmış, 1 cm et kalınlığında otomobil dış lastiği türünden bir kaplama geçirilir. Eskiden bu kaplamalığı nalbantlar otomobil dış lastiğinden kendileri keserek kullanılırlarmış. Şimdilerde bir kısım imalathanelerde nalbantlar için özel olarak yapılmaktadır.
IV. Demirsiz, sadece lastikten nal. Bu tür hafif işlerde kullanılan binek ve yük hayvanlarının ayağına çakılıyor.
Nallar eskiden nalbantlar tarafından üretilirdi ama artık buna gerek kalmadı. Şimdi sadece nal yapımıyla uğraşan imalathaneler var ve daha çok Nevşehir’de faaliyet gösteriyorlar. Bunlar, kesilmiş sac halindeki yarı mamul nalları, mamul ürüne dönüştürülecek olan işliklere gönderilirler. Bu tür işlikler ise daha çok Maraş yöresinde yoğunlaşmıştır. Maraş’ta üretilen nallar kullanıma hazır şekilde nalbantlara satılmak üzere şehirlerdeki belirli hırdavatçılara yollanır.
At için nalın önemi nedir? Nallanmazsa ne olur?
At nallanmazsa tırnağı kırılır. Tırnağı kırık at iş göremez hale gelerek ıskartaya çıkarılır. At sahipleri bunu çok iyi bildikleri için gerektiği zamanlarda atlarının nallarını değiştirtirler. Bir at sahibi, kendisi ayakkabısız gezebilir ama atını asla nalsız bırakmaz.
Bir nala bir çiviye vurmak deyimi nereden çıkmıştır? Anlamı nedir?
At nallanırken nalbant bir çiviye, bir nala vurur. Bu yöntemle nalın toynaktaki gerekli yerden kayması önlenir, çakılacağı yere tam olarak oturması sağlanır. Ancak nalbant açısından doğru olan bu eylem, “hem nalına hem mıhına vurmak” deyiminde, tutarsız olmak, ikili davranmak anlamına gelmektedir.
“Kazancı ne aydırır ne de baydırır”
46 yaşındaki nalbant Abdullah Çöven’i, bir atı nallarken yakalıyorum, at uslu uslu duruyordu. Atın neden tepki göstermeyip uslu durduğunu soruyorum.
“Neden göstersin…” dedi nalbant. Sen çocukken, sana yeni bir ayakkabı alındığında, onu giyerken huysuzlanır mıydın? Nal da atın ayakkabısıdır. Atlar nallarla rahat edeceklerini bilirler.
“Nal ayaklarına çakılırken canları yanmaz mı?” diye soruyorum.
Yanmazmış. Tırnaklarda can olmadığını o nedenle de tırnağa giren çivinin atın canını yakmadığını açıkladı Nalbant Abdullah. Buna karşın yarım saat ayakları bükük durmak sıkıcı gelirmiş atlara.
Bu sıkıntıya katlanmaları için hayvanın başını at sahibi tutarmış. Ayağını da ikinci bir nalbant… İkinci nalbant atın ayağını kıpırdatmadan durabilmesi onun kuyruğunu ip gibi sarmallarmış hayvanın ayağına.
Bazı atlar aşırı huysuzluk gösterirmiş. O zaman onun burnuna mandal geçirilirmiş. 20 cm uzunluğunda maşa gibi bir şey mandal. İşaret parmağı ile orta parmağı andırıyor.
İlk mandal Hazreti Ali efendimizin iki parmağından oluşmuş. Atları nallanırken, Ali efendimiz iki parmağıyla onun burnunu öyle sıkı tutarmış ki, at kıpırdayamazmış bile yerinden. Bu nedenle o iki parmağı andıran maşalar icat edilmiş. Adını da “Hazreti Ali Parmağı” koymuşlar bu maşaların.
Yıldırımın nallandığı Çöven ailesi ahırında üç Çövenle tanıştım. Baba Yahya Çöven ile iki oğlu Abdullah ile Mehmet. Baba 75 yaşında Mehmet 49, Abdullah 46 yaşında. Bir de Ramazan varmış. Üçüncü oğul. O da 1970 doğumlu, 39 yaşında… Kente inmiş bir iş için. Döndüğünde geldiğimizi öğrenip de aramızda bulunamadığı için çok üzülecekmiş.
O gün, o atın nallanmasından 15 lira kazanmışlar. Her iş gibi dörde bölünecekmiş bu da. Bir hisse babaya, üç hisse üç oğula… 3 lira 75 kuruş düşecekmiş hisse başına. Bir güne böyle kaç iş geldiğini sordum. Bazen üç günde bir iş gelirmiş. İş mevsiminde ise günde beş altıyı düşmezmiş iş sayısı.
“Peki, bu kadar parayla geçinebiliyor musunuz?” diye sordum. Güldüler…
“Sadece nal işine baksak acımızdan ölürüz…” dediler. Zeytin ağaçları varmış, fıstık ağaçları varmış. Onların geliri destek olurmuş geçimlerine. Bir de bağ bostan işiyle, tahıl ekip biçmeyle uğraşırlarmış. Bunlarla da yıllık erzaklarını sağlarlarmış.
Çövenler yedi sülaleden beri nalbantmış. Büyük dedeleri Halep Türklerinden Ahmet ile büyük Mehmet oluyor. Oğulları büyük Abdullah’a öğretmiş bu iki dede, mesleği ilkin. Abdullah da oğlu Yahya’ya…
Yıldırım’ı nallarken tanış olduğumuz torun Mehmet ile torun Abdullah da onun oğulları.
Nalbant işçiliğinde en çok dikkatimi çeken fiyat listesi oldu. Bir kartona kocaman harflerle yazıp asmışlardı duvara.
4 lastik 35 lira
2 Acer 30 lira
Ne demek acer? Yerel dilde “yeni” demek. Bayıldım ben “acer”e. Ne güzel sözcük! Önceden de biliyordum bu sözcüğü ama hiçbir yerde tanık olmadım acerin nalbant listesine yakıştığı kadarına.
İki “acer nal”ın 30 lira olmasına karşın, dört eski nal 15 lira. Bu da nalların, az kullanılmış müstamel olanı, ikinci el fiyatı.
Atını nallattırmak için fiyat lisesine bakan müşteri İzzet Dağdelen’e soruyorum:
“Pahalı mı bu fiyatlar?”
“Yok,” diyor. “Ucuz bile. Bir at kendisine alacağım bu ayakkabıyı yıllarca kullanır. Oysa ben kendime bir ayakkabı alsam iki katını öderim. O da bir yıl bile dayanmaz. Paran ola de gerektiğinde hemen nallattırasın atını. Paran olmayınca zavallı hayvan eski nalı sürükleyip durur tırnağında.”
Bu da atın iş göremez hale gelmesine neden olurmuş.
Nalbant Çöven kardeşlere dönüyoruz. “Desenize sizin meslek de son demlerini yaşıyor?” Ummadığımız bir yanıt alıyoruz onlardan. “Yo, hayır… Neden son yıllarını yaşasın? Bu meslek daha bize de bizim oğullarımıza da torunlarımıza de iyi kötü ekmek yedirir.”
“Nasıl yani?”
“Nasılı şu: Bizim yöre dağlık engebeli bir yöredir. Burada traktörle çift süremezsiniz. Mecburen kara sabana koştuğunuz atınızı kullanacaksınız. Bizim mesleğimiz nalbantlık daha yıllar yılı yaşamayı sürdürecektir ama bir kusurla: Kazancı bizi ne aydırır, ne baydırır. İşte gündelik şeker, çay masrafımızı karşılar. Ona da bereket…
Çok şekerli çaylarını içtik Çövenlerin. İkram edecek çayları olduğu için mutluydular. Biz de mutluyduk. Böylesine gönülden isteyerek ikram edilen çayın tadı, daha bir güzel mi oluyordu ne?

