ARZUHALCİLİK
Yetkili ya da daha üst bir makama bir durumu, bir dileği belirtmek için yazılan yazı ve dilekçe “arzuhal” ya da “arzıhal”, para karşılığı arzuhal yazma işi ise “arzuhalcilik” olarak tanımlanmaktadır.
Cumhuriyet öncesinde, devlete yapılacak başvurulara aracılık etmekle görevli kişilere arzuhalci denirdi. Başlangıcı 1762’de Sultan III. Mustafa’nın fermana dayandırılan arzuhalcilik, 1865’te Sultan Abdülaziz tarafından çıkarılan bir başka yasa ile sona erdirildi.
XIV. yüzyıl Osmanlı’sında arzuhalcilerin bir başı ve bir de ocakları vardı. Arzuhalcilik yapacak kişi arzuhalcibaşına bir yazı ile başvurur, sonra da bir kurul önünde sınava girerdi. Sınavda kazananlar kendilerine ocak zabitleri tarafından verilen bir izin belgesi (ruhsatname) olmadan mesleğe başlayamazlardı.
Arzuhalciler, çavuşbaşıların ve devletin denetimi altındaydılar. Çavuşların günümüz adli kolluk kuvveti görevini yerine getirdikleri bilinmektedir. Sonraları arzuhalcilik yapanlar, kadılar, mahkemedeki kâtipler ve mübaşirlerle, kısaca devlet kapısındaki yetkili kişilerle yakın ilişki içine girmişler ve mesleğin yozlaşıp bozulmasına neden olmuşlardır.
1865’te çıkarılan bir başka yasa ile mesleği icra etmek yasaklanmıştır. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Kasım İbni Abdülkufi’yi arzuhalcilerin piri olarak yazar.
KALIPLAŞMIŞ CÜMLELERİ VARDI
Arzuhallerin belirli kuralları ve kalıplaşmış bazı cümleleri vardır. Kâğıdın üst ortasına besmele yerine geçen “beduh” (eskiden mektup zarfları üstüne yazıldığı gibi zarfları kapatan mühürlere de kazılan ve anlamı bilinmeyen bir kelime) denilen işaret yazılırdı. İlk başlarda verilecek makama ya da makam sahibinin unvanına göre kalıplaşmış cümleler yazılır, daha sonrada kitabet kurallarına uygun şekilde dilek belirtilirdi. Arzuhal “ol babda emrü ferman hazret-i menleh ül-emrindir”, yani “bu konuda karar, siz yüce karar vericilerin yetkisindedir” cümlesiyle biterdi. Bu cümle Osmanlı’da bir üst makama yazılan dilekçelerde çok kullanılan bir hitap şekliydi.
VATANDAŞI YÖNLENDİRİRLERDİ
Okuma-yazmanın yaygın olmadığı zamanlarda resmi izinle çalışan arzuhalciler, şeriatı, yasaları, yasakları iyi bilen, bunların yanında namuslu, güngörmüş, çevresinde sempati kazanmış kişilerdi. Güzel yazı yazabiliyor olmaları da arzuhalcilerin barındırması gereken bir diğer özellikti. Arzuhalciler genelde adliye binaları, tapu daireleri, evlendirme daireleri ve yerel yönetimlerin bulunduğu yerlerin civarında yan yana toplu halde bulunurlardı.
Hangi dava için hangi mahkemeye, hangi iş için nereye başvurulur bunu arzuhalciler bilir, ona göre vatandaşı yönlendirirlerdi. Yakın zamana kadar avukatın bulunmadığı küçük yerlerdeki duruşmalara da arzuhalciler girer, avukat gibi savunma yaparlardı. Arzuhalciler, vatandaşa dilekçe yazmanın yanında onların resmi dairelerde işlerini de takip ederlerdi.
SERMAYELERİ BİLGİ VE BECERİLERİYDİ
Daktilonun icadından önce hokka, kamış kalem, kâğıt, rıh (eskiden yazıdaki mürekkebi kurutmak için kâğıdın üzerine dökülen renkli ince kum), rıhdan (rıh konulan kap), rahle, kürsü kullandıkları malzemelerdi. Sermayeleri ise bilgi ve becerileriydi.
MÜHÜR DE KAZIRLARDI
Cumhuriyet öncesinde arzuhalciler dilekçeleri divit ve mürekkeple yazarlardı. Daha sonradan divit ve mürekkep yerini daktiloya bıraktı.
Daktiloya takılan kâğıda dilekçenin yazılacağı makamın adı belirtilir. Genelde “yüksek makama takdimimdir” diye başlanır. Ardından dilekçenin içeriği yazılır, sonra da “gereğinin yapılmasını yüksek müsaadelerinize arz ederim” gibi kalıplaşmış bir saygı cümlesiyle bitirilirdi. Pul yapıştırılıp üzeri imzalanırdı.
Dilekçe sahibi imzasını atmasını bilmiyorsa mühür basardı. Mührü yoksa mürekkepli ıstampaya başparmağını batırıp pulun üzerine parmak basardı. Müşteri mühür yaptırmak istiyorsa da hemencecik kazıyıp verilirdi. Mühür kazıma aleti ahşaptan olup el fenerine benzerdi. Dökümcülerden hazır alınan sarı maden bu alete sıkıştırılıp çelik kalemle müşterinin adı kazılırdı.
Bu mühür o kişinin imzası yerine geçerdi. Kimi arzuhalcilerin bir de sümeni olurdu. Sümenin içinde bir kaç yaprak dosya kâğıdı ile 16 kuruşluk damga pulu bulundurulurdu. Eskiden arzuhallere pul yapıştırma zorunluluğu vardı. Pulların 15 kuruşu Maliye’ye, bir kuruşu Türk Hava Kurumu’na gelir sağlardı.
MEKTUP YAZAR MEKTUP OKURLARDI
Okuma yazma bilmeyen vatandaşların gurbetteki yakınlarının mektuplarını da yazar, gelen mektuplarını da okurlardı. İlkokul 2. sınıfa giderken komşularımızın askerdeki ve gurbetteki yakınlarının mektuplarını okur ve yazardım. Bazen dersimin çokluğunu bahane eder kaytarmak isterdim. Annem beni sıkıştırıp “çok sevaptır oğlum” diyerek yazmamı isterdi. Bu mektuplarda çizgili dosya kâğıdının yarısı selamla dolardı. Genç evli kadınlar, kaynanaları ile geldikleri için onların yanında gurbetteki eşlerine diyecekleri bir iki kelimeyi diyemez, yutkunur dururlardı. Yazılmasını istedikleri sevgi dolu özlemlerini kelimelere döktüremez, kelimeleri yüreklerine gömerlerdi.
Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra mahkemelere hâkimler bakmaya başladı. Okur-yazar oranı zaten yok denecek kadar az olan ülkemizde Latin harflerinin kabul edilmesiyle de iyiden iyiye yazan okuyan sayısı parmakla gösterilir hale geldi.
Komşumuz Hökkeş amca okuma-yazma öğrenmek için benden yardım istemiş, ben de ilkokul 3. sınıf okuma derecemle ona zor da olsa yardımcı olmuştum. Daha sonra Hökkeş amca okuryazar sınavını kazanarak Gaziantep elektrik işletmesine memur olarak girmişti.
AKLIN PARADA DEĞİL, SANA BAŞVURANLARIN DERDİNDE OLMALI
Burada memlekette sayıları parmakla gösterilecek kadar azalmış arzuhalcilerden Mersinli Bedrettin Ç. Bey’in anlattıklarına kulak verelim:
– Bir gün bir makama arzuhal vermem gerekiyordu. Yeterli param yoktu. Arzuhalcilerin istediği parayı bulamayacağımı anlayınca kendim yazmaya karar verdim. Tabii daktilom yok. Özenerek inci gibi harflerle meramımı anlattım. Tam istenilen gibi olmamıştı. Dilekçeyi vereceğim yerin kâtibi bana bir örnek verdi. “Git buna benzer yaz gel” dedi. Ben de benzerini yazarak verdim. Bir zaman sonra bir arkadaşım da arzuhalciye arzuhal yazdırmak istediğini söyledi. “Ben yazarım” dedim. Yazdım, İşi görüldü. Para da almamıştım. İyi arzuhal yazdığım kulaktan kulağa yayıldı. Artık eş dost arzuhalcilik işi olunca bana geliyordu. Ben de onları boş döndürmüyordum. Bir zaman geldi ki, hatır için arzuhal yazdıranların isteklerinden başımı kaldıramaz oldum. Kendi kendime “bunlar beleş yazıyorsun diye hep sana geliyorlar, gel bu işi parayla yap bakalım yine gelecekler mi?” dedim ve gidip taksitle bir daktilo aldım. Evdeki masalardan birini adliyenin önüne getirdim. Bir köşeye de ben iliştim. Artık eskisi kadar çok müşterim olmuyordu ama yine de bir ekmek parası çıkartmaya başlamıştım. Meslektaşlarım arasında sivrildim. Bana akıl danışmaya gelen arzuhalciler bile oldu.
Devam ediyor Bedrettin Usta:
– O günden beri yuvarlanıp gidiyoruz işte. İşimi seviyorum ama insanın gözü daima yukarılardadır. Ben hep avukatlara imrenmişimdir. Arzuhalciliği bırakıp bir avukatın yanına kâtip mi girsem acaba, mesleğin daha fazla ustalıklarını orada mı öğrensem diye düşündüm ama bunu yapmak kısmet olmadı. Yapıyorsan daima her işin en iyisini yapacaksın. Aklın parada değil sana başvuran insanların derdinde olmalı. Aza kanaat etmelisin. Böylece iyi kötü bir çevre edinirsin. Senden iyi muamele gören müşteriler seni başkalarına da tavsiye ederler. Böylece müşteri çevren genişler. Arzuhalcilik iyi bir meslektir. Arzuhalcilik kârlı ve zamanının geçerli mesleklerinden biriydi. Okur-yazar sayısının artması, belirli kalıplarda hazırlanan dilekçe kâğıtları, bugün teknolojinin geldiği yer olan internet ortamında ise her şeyin yapılabilmesi arzuhalcilik mesleğinin sonunu getiren gelişmelerdir. Çaresiz insanların derdine derman olmak gibi güzel bir şey var mı? Bu mutluluğu tattıran bir mesleği icra ettiğim için çok mutluyum, diyerek mesleği hakkında son noktayı koyuyor.
DÜN MÜŞTERİ KUYRUĞA GİRERDİ, BUGÜN BİZ MÜŞTERİ ARIYORUZ
26 yıldır Niksar’da arzuhalcilik yapan Reşat Uralcan niksardanişment gazetesine şunları anlatmış;
– 1984’te bu işe başladım. O zamanlar Niksar kalabalık bir ilçeydi. O kadar çok çalışırdık ki, sabah dükkânı açmaya geldiğimizde dışarıda 8-9 kişi sırada beklerdi. Gündüz saat 3’te artık sıkılır, dışarı çıkmak isterdik. 90’lı yıllardan sonra işler düşmeye başladı ve son 6 yıldır ise işlerimiz resmen bitti. Hafta boyunca dükkânı siftahsız kapattığım oluyor. Daktiloda harf hatası olması gerekçesiyle resmi daireler, özellikle icra ve nikâh dairelerinde artık daktilo yazısı kabul görmüyor.O yıllarda arzuhalcilik süper bir meslekti. Şimdi elimde bir dizüstü bilgisayar var ama ne açmasını biliyorum, ne de kapamasını.Son olarak da kimsenin arzuhalcilere işinin düşmediğini dile getirmiş.
SON SÖZ
Yazımızı Safiye Samyeli’nin arzuhalcilikle ilgili türküsünden bir dörtlükle noktalayalım.
Bir maruzatım var bu akşam sana
Al kalemi ele yaz arzuhalci.
Ne varsa içimde dökerim valla
Hiçbir şey gizlemem söz arzuhalci…
Arzuhal yazdıracak kimse kalmadı ki dertlerini beyaz kâğıda döksün arzuhalciler… Gerçekten de arzuhalcilik yakın bir gelecekte kendinden iz kalmayacak uğraşlardan biri.
Kaynakça:
1. Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İlhan Ayverdi
2. Av. Giray Çelik, Denizli Barosu
3. turkhukuksitesi.com
4. antoloji.com/arzuhalci
5. diyadinnet.com
6. niksardanismend.com-10 Kasım 2010-Sedat Gümen

