BASTONCULUK
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde evlerin çoğunlukla avlusu vardır. Evin kadınları bütün işlerini burada görürler. Çamaşır yıkarlar, kışlık kuruluklarını burada hazırlarlar, yufka açıp kurdukları sacın üzerinde pişirirler. Çocuklar da burada koşturur, oynarlar. Babaannem elinde değneği ile bizi kovalardı “yaramazlık yapmayın, zarar vereceksiniz etrafa” diye. Öyle süslü püslü bir değnek değildi elindeki, sadece düz ve kalın bir ağaç dalıydı. Sonra babam bir gün sap kısmı kıvrık, parlak renkli, üzerinde süslemeler bulunan başka bir değnek getirdi nineme. “Al anacığım, sana baston aldım, artık bununla daha rahat yürürsün. Sakın bununla çocuklara vurmaya kalkma sonra kırılır” diye tembihlemişti. Aklım erdiğinde babamın niye öyle dediğini anlamıştım. Bize vurmaması için ninemi kandırmıştı. Ninem de bastonum kırılmasın diye ona gözü gibi bakmıştı. Yaşlıların en büyük yardımcısı olan bastonla tanışmam böyle olmuştu. Ninem ebediyete göçtüğünde de bastonu bir başka yaşlıya vermişlerdi. Sanırım annem ninemin bastonunu ihtiyacı olan bir yaşlı teyzeye verirken bir gün o bastonu kendisinin de kullanacağını düşünmemişti. Ben de yıllar sonra “Son Ustalar ve Kaybolan Meslekler”i kaleme alırken bastonculuğu da yazacağımı nereden bilebilirdim?
HZ.MUSA’NIN ASASINDAN, SAİT USTA’NIN BASTONUNA
İnsanlar çamurlu ve bozuk yollarda dağda bayırda rahat yürüyebilmek, vahşi hayvanlardan korunmak için ellerine sopa almışlar, varacakları yerlere onun verdiği güvenle yürümüşler. Bu sopa bazen Hz. Musa’nın elinde asaya, bazen bir soylunun elinde aksesuara, bazen de bir yaşlının elinde dayanma aracına dönüşmüş. Bastonculuk da diğer meslekler gibi toplum yaşamına ihtiyaçtan girmiştir.
Hükümdarların, din adamlarının, kumandanların ellerinde tuttukları uzun sopalara asa denirdi. Asanın doğu dinlerinde dinsel olarak simgesel bir gücü olduğuna inanılmıştır. Hz. Musa Firavun’u imana çağırdığında Firavun “sana inanmam için mucizelerini görmem gerek” demiş Musa’ya. Musa da asasını yere atmış, asa iki çatal boynuzlu kocaman bir yılan haline gelmiş. Mısır ordusundan kaçan İsrail oğullarının karşısına Kızıldeniz çıktığında ise Hz. Musa asası ile denizi ikiye ayırmış, İsrail oğulları da denizi yürüyerek geçmiş. Hz. Süleyman’ın asası da Hz. Musa’nın asası gibi mucizeler yaratan ünlü asalar arasındadır. Hz. Musa’nın asasının 122 cm. uzunluğunda olduğuna inanılmaktadır.
TÜRKLERDE ASA VE BASTON KULLANIMI
Türklerde ise asa kullanma geleneği XIX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar devam eder. II. Mahmut’un başlattığı batılılaşma hareketi kıyafette de kendini hissettirmiş, ilk baston taşıyan kişi de padişahın kendisi olmuştur. Baston Avrupai kıyafet tamamlayıcısı olarak önceleri “Frenk değneği” olarak tanımlanmıştır. Baston, asadan daha kısa ve daha incedir, göbek hizasındadır. Büyük Larousse, bastonu “yürürken dayanmak için kullanılan, sapı genellikle kıvrık değnek” olarak tanımlıyor.
ZONGULDAK, DEVREK’TEYİZ
Bastonculuk mesleği için 25 Eylül 2011 günü adı bastonculukla eşdeğer olan Zonguldak ilimizin şirin ilçesi Devrek’e geldik. Pazar günü olduğundan bastoncular çarşısındaki dükkânlar kapalıdır, diye düşünmüştüm. Turizme açık bir çarşı özelliğinde olduğundan imalat olmasa da dükkânlar açıktı. Mehmet Sait Akar ustayı küçük atölyesinde bir baston yaparken bulmak bizim için bir şanstı.
Dilerseniz biz Sait Usta’ya kulak verelim. O’nun ağzından bastonculuğu öğrenelim. Baston nasıl yapılır, kime satılır ustasından dinleyelim. Sait Usta bu arada bize taze demlenmiş çay söylemişti. Biz çaylarımızı yudumlarken, usta da hem elindeki bastonu törpülüyor hem de sorularımızı yanıtlıyordu.
KİREN AĞACI GEREK
Batı Karadeniz bölgesinde kızılcık ağacına “kiren” ağacı denirmiş. Baston yapımı için kiren ağacına ihtiyaç vardır diyor Sait Usta ve devam ediyor bastonun serüvenini anlatmaya:
— Baston yapımında kızılcık ağacından başka çam, döngel (muşmula), çınar, fındık, meşe, kiraz, porsuk ağacı, akça ağaç, kayın, akgürgen, kavak ağaçları da kullanılır, ancak en iyi baston kızılcık ağacından yapılır. Baston yapımı için ağaç kesimleri onuncu ayda başlar ve üçüncü ayda biter. Diğer bir deyişle, ağacın gövdesine su yürümeye başladığı bahar aylarında kesim yapılmaz. Baston için kesilen dalların çaplarının en az 3–4 cm. olması gerekmektedir çünkü kuruyunca bu çap bayağı düşer. Kesilen dallar itinalı şekilde istif edilerek bir yıl bekletilir. Bekletme işlemi havadar, rüzgârlı bir yerde yapılmalıdır. Bir yıl havadar bir yerde istiflenerek bekletilen dallar daha sonra ekmek fırınlarında fırınlanır. Dalların fırın içerisinde ne kadar kalacağını bu işin ustaları iyi bilirler. Fırının ısısına, ateş durumuna göre de fırınlama zamanı değişir. Dallar fırında aşırı bekletilip kurutulursa eğri olanlarına doğrultma işlemi yapılamaz. Her ne kadar doğru zamanlama yapılıp dallar fırınlansa da bir miktar nem ağaç içinde mutlaka kalır. Depoda bekletildiği süre içerisinde de kurtlanmaya karşı kireçlenir. Kireçleme işleminde kireç dalların alt tarafına bırakılır. Bekletme işlemi bir yılı geçmemelidir. Zaman uzarsa da dallarda kurtlanma başlar.
KIZILCIK LİFLİ BİR AĞAÇTIR
— Bir yıl bekletilen dallar el tornalarında çekilir. Elde torna işi çok zaman kaybına neden olduğundan artık bu işler makinelerde yapılmaktadır. Budaklı, kabuklu dal makinenin daire şeklinde olan ağzı içerisinden sokulur. Makinenin diğer tarafından dallar tesviye edilmiş, temizlenmiş olarak çıkarılır. Üzerinden kabuğun sıyrılıp alınmasından sonra kendine gelmesi için tornadan sonra dallar bir gün bekletilir. Dalların çoğu doğru değildir. Bunun için doğrultulmaları gerekir. Doğrultma tahtası ise, yaklaşık olarak 90x30x6 cm. ölçülerinde sağlam bir ağaçtan kesilme tek parça tahtadır. Bir ucuna yakın çapları 6 cm. olan iki deliği vardır. Doğrultma işine başlamadan önce kızılcık ağacının eğri olan yeri ocak üzerinde ısıtılır, ısıtılan bölüm yumuşar. Sonra dalın eğri olan yeri doğrultma tahtasının deliklerinden birine sokulur. Diğer ucundan dalın eğri yeri doğrulana kadar aşağıya doğru bastırılır. Kızılcık ağacı damarları lifli olduğundan eğilme bükülme özelliğine sahiptir. Yay gibi eğilir tekrar doğrultulur. Doğrultma işlemi sırasında da kolay kolay çatlamaz, kırılmaz.
BASTONDA İDEAL ÖLÇÜ
— Temizlenip doğrultulan dallar için asıl iş yeni başlamaktadır. Bastonda ideal ölçü 90–92 cm.dir. Bastonu elinize aldığınızda kol hafifçe bükülmelidir. Bastonun elle tutulan yerine sap denir. Kızılcık dalının kalın tarafı sapı oluşturacak şekilde kesimi yapılmış ise bu baston tek parça halinde çıkar. Böyle kızılcık dalı bulmak her zaman nasip olmaz. Bazı bastonların sapı kendinden olabiliyor ama olmayanlara genellikle ceviz ağacından yapılma sap takılmaktadır. Daha önceleri baston sapı için “karaca ayağı” kullanılırken karaca avı yasaklanınca keçi ayağı kullanılır olmuş.
— Bastonun pabuç kısmı yere değen uç bölümüdür. Çabuk aşınmasın, uzun ömürlü olsun diye manda boynuzundan yapılırmış fakat günümüzde manda boynuzu bulmak zor olduğundan bunun yerine sert plastik poliamid kullanılmakta. Pabuç bastonun uç kısmına çakılmaz, diş açılarak takılır. Takılan uç çıkmasın diye de deniz tutkalı ile sağlamlaştırılır.
DESENİNE GÖRE İZ YAPILIR
— Sapı ve pabucu takılan bastonluk dalın üzerine hangi desen yapılacaksa çizimi yapılır. Çizilen modele göre el testeresi ile kaba işlemi yapılır. Baklava dilimi bir model olacaksa da testere ile hem sağa hem sola doğru keserek iz bırakılır. Testereden sonra törpüleme işi başlar. Bu izler törpü yardımıyla derinleştirilerek yapılmak istenen şeklin kabası ortaya çıkarılır. Bana göre baston işlemede törpünün yeri yadsınamaz. Çeşitli tip ve boyda olan törpüler baston ustasının önemli gereçleri arasındadır. Testere ile açılan ince yivler törpü ile kanala dönüştürülür. Törpü ile de araları açılır. Baston üzerine yapılan şekillendirme sonrasında oluşan törpü izleri ise sistire ile kazıyarak giderilir. Sistire işi gerçekten zor ve hayli uğraşı gerektiren bir iştir. Sistirenin giremediği ince yerler ise ince eğe ile temizlenir. En son işlem ise zımparalamadır. Eskiden çabuk yıpranan yırtılan kâğıt zımparalar kullanılırdı. Günümüzde teknolojinin nimetlerinden olan 80’lik ince zımpara veya 120’lik su zımparaları kullanılmaktadır.
GÜRGEN BOYANINCA SARIMTIRAK RENK ALIR, KIZILCIK İSE BEYAZA DÖNER
— Klasik yılanlı baston için genelde boyama işlemi yapılmaz. Boyama için kezzap kullanılır. Kezzabın baston boyama işinde kullanılması için önce kezzabın içerisine demir parçaları atılıp eritilir. Daha sonra bir miktar kezzap fırça ile nakışın boyanacak bölümüne sürülür. Kezzap sürülen bölüm ocak üzerine tutularak ısıtılır. Gazlı ocaklar yokken bu işlemi talaş mangalında yaparlarmış. Kezzap sürülen yer ısıtılınca kezzabın kendine has rengi ortaya çıkar. Kezzap aynı zamanda ileride oluşacak bir kurtlanmayı da önler. Sıvama model bastonlarda törpüleme, sistire ve zımpara işleminden sonra boyamada zift kullanılır. Madeni esans içerisinde eritilen zift bir bez yardımıyla bastona sürülerek renklendirme işlemi yapılır. Siyah renk için çini mürekkebi kullanılır. Bu, ahşap için en uygun boyadır. Osmanlı döneminde, Süleymaniye Camii’nde yanan kandillerin islerinin toplandığı bir yer vardı. Bu islerden mürekkep yapılıp, yazı ve minyatürlerde ahşap boyamada siyah renk olarak kullanılırdı. Yakın zamana kadar tabelacılıkta da cama yazılan altın varak levhaların arkasına zemin boyası olarak sürülürdü. Eski tabelacı ustalarına göre cama en iyi yapışan boyaydı. Kızılcık ağacı ahşap boyasını emmez. Bir başka boyama yolu da toz ahşap boyalarının ispirto içerisinde eritilerek sürülmesidir. Günümüzde çıkan yeni nesil boyalardan önce bastonların boyama işinde kezzap ve kök boyalar kullanılırdı. Gürgenle kızılcık arasındaki farkı pek çok kimse anlayamaz. Gürgen boyanınca sarımtırak bir renk alır, kızılcık ise boyandığında beyaza döner.
— Bastonun boyama işinden sonra işlenecek yerleri yakarak nakış da yapılabilir. Sonra da çok zahmetli bir iş olan cilalamaya geçilir. Gomalak, mavi ispirto içerisinde eritilerek koyu turuncu bir sıvı elde edilir. Bu sıvı top haline getirilmiş bir bez yumağına emdirilerek bastona sürülür. Arada bir bez yumağının zemin üzerinde rahat çalışmasını sağlamak için bir damla zeytinyağı damlatılır. Bu zahmetli işe bastonun yüzeyi pırıl pırıl parlayana kadar devam edilir. Yapılan bu iş doğal yollardan yapılan sağlıklı boyama ve parlatma işlemidir. Son zamanlarda gomalakla cilalama işi kalmamıştır. Bunun yerine poliüretan vernik sürülmektedir. Baston boyunda uzunca bir borunun içine vernik doldurulur. Cilalanacak baston boydan boya borunun içindeki verniğin içine daldırılır. Verniğin fazlasının akması için baston, borunun üzerinde bekletilir. Verniğin fazlası akıtıldıktan sonra kurumaya bırakılır. Daha sonra aynı baston belli zaman aralıklarıyla 7–8 defa daha cila içine batırılıp kurutulur.
GENELDE YILANLI MOTİF KULLANILIR
— Yılan uzun ömrün ve sağlığın simgesi olduğu için simge olarak eczacılıkta olduğu gibi baston motiflerinde de sıkça kullanılmaktadır. Bastonda sıkça kullanılmasının bir nedeni de yılanın ince uzun vücudunun baston süslemesi için çok uygun olmasındandır. Çokça kullanılanı ise genelde tek veya çift yılan süslemeleridir. Bir başka baston motifi de burmalı motiftir. Baston süslemelerinde bitkisel ve geometrik motiflere de sıkça rastlanmaktadır. Sap süslemelerinde genellikle çeşitli hayvan figürleri tercih edilmektedir. Ağacın çentik durumuna göre doğal haliyle bırakıldığı da olur. Baklava dilimi ise makine bastonları için çok uygun bir motif olduğundan çokça kullanılmaktadır.
EMEĞE FİYAT BİÇMEK ZORDUR
Çin malı bastonlar çok ucuza satılmakta, alüminyum profilden yapılan bastonlar da ucuz olmasından dolayı tercih edilmektedir. El işi bastonlar artık kullanım amacı ile değil de hediyelik eşya olarak meraklısı tarafından satın alınıyor. Yapılan iş, verilen emek göz önüne alındığında pahalı olmadıklarını düşünmek gerek. Emeğe fiyat biçmek zordur. Artık elde baston yapan ustaların oldukça azaldığı görülmektedir. Baston artık makinelerde yapılmaktadır. Hal böyle olunca da makine bastonu ile el emeği bastonlar arasında fiyat olarak rekabet olması düşünülemez. Ayrıca makine bastonu ile el emeği bastonları görünüm olarak birbirinden ayırmanın zor olduğunu bu işin ustaları söylüyor.
DEVREK’TEN BASTONLA TARİHE BAKIŞ
Raşit Korumla Devrek’te karşılaşmamız tesadüfen oldu. Devrek’te bir yerin adresini soruyorduk. Adres sorduğumuz kişi bastonun tarihini yazan Raşit Korum’muş. Güzel bir rastlantıydı bizim için. Raşit Bey bizimle aradığımız yere kadar geldi. Sonra da bir yerde oturup yorgunluk çayı içip bastonculuk hakkında kendisiyle sohbet ettik. Benimle aynı yıl, aynı ay doğmuş ama benden 2 gün sonra gelmiş dünyaya Raşit Korum. 3 Mart 1946 Devrek doğumlu. Kendisine kaybolmaya başlayan meslekleri yazılarıma ve tuvallerime konu ettiğimi bu nedenle bastonculuğu yerinde görmek için Devrek’e geldiğimizi söyledim. “Baston Tarihi, Devrek’ten Bastonla Tarihe Bakış” isimli kitabı arkadaşı Ahmet beyin dükkânından getirdi. Yazarları ise Ömür Çelikdönmez, Ömer Yılmaz ve Raşit Korum’du. Oturduğumuz yer Devrek kapalı pazar yeriydi. Pazar olmadığından boştu. İyi olacak hastanın ayağına doktor gelirmiş derler ya, bizimki de öyle oldu. 1995 yılında “Bastoncular Derneği”ni kurduklarını, 1997 yılında da Bastoncular Çarşısı’nı faaliyete geçirdiklerini belirterek bastonluk ağaç için proje hazırlayıp Orman İşletmesi’ne verdiklerini ancak ağaç kesim projesi için harç ücreti yatırılması gerektiğini, paralı iş olunca herkesin bir tarafa kaçtığını, böylece konunun ortada kaldığını üzülerek söyledi. Devrek bastonculuğunu bir de Raşit Korum’dan dinliyoruz:
— Bir kızılcık ağacı tohumu üç yılda toprak üstüne çıkıp en az 15-20 yılda ancak ağaç olur. Bu yörede kızılcık çok, diyor Raşit Bey ve devam ediyor: Yalnız köylümüz kesim yapmasını bilmiyor, kesim yapanların tamamı bu işi para için yapıyor. Zaten kızılcık kesimi yasak. Derneğimiz yasal düzenleme yapılması için çok uğraştı. Biz Kızılcık ağacının tükenmesini, ekmek kapımızın kapanmasını ister miyiz? 1997’de çarşıyı açarken “buraya fuar gibi reyonlar açalım” dedik, “tamam” dediler. İlk etapta da 20 stant açıldı. Bütün bunların arkasındaki fikir babası benim. Şimdi fuarlarda 200’e yakın reyon açılıyor ama bu bastonları kim alacak, nereye gönderecek, kimse bilmiyor. Kafası kesik tavuk gibi yalpalayıp duruyorlar. Bir ustanın, bir kalfanın yevmiyesi 20 TL’yi bulmuyor, günü kurtarmaya çalışıyorlar.
Diyecekleri çok Raşit Bey’in, devam ediyor anlatmaya…
SANATIN YAVAŞ YAVAŞ GERİLEDİĞİNİ GÖRÜYORUZ
— Bir baston ustası sabahtan öğlene kadar çalışır. Vernik kokusu, kezzap dumanı… Bunlara dayanmak kolay değildir. Biz baston süslemelerinde çini mürekkebi kullanıyorduk, çini mürekkebi dağılmıyordu. Sonradan çıkan boyalar maalesef dağılıyor. Keçe uçlu kalemlerle süslemeler yapılıyor, bunlar güneşte uçup gidiyor. Baston üzerindeki motifler sihirli bir el değmişçesine yok oluyor. Bastonu alan kişiye bunu nasıl anlatırsınız? El işi törpüler vardı. Bastonun uçlarında manda boynuzu kullanılırdı, şimdi plastik konuluyor. Kısacası sanatın yavaş yavaş gerilediğini görüyoruz. Baston yapımında en büyük sıkıntı tasarımında… Yaratıcı beyin yok denecek kadar az. Bunun eksikliği çekiliyor. İkincisi, gümüş işi ustası yok. Dünyada baston imalatına bakarsanız ahşapla gümüş karışımı tasarımlar görürsünüz. Bizde bugüne kadar böyle çalışmalar hiç yapılmadı. Böylesine bir ekip burada olursa, oluşumunu da vakıf üstlenirse meslek yaşar sanırım. Yabancı din adamlarının ellerindeki bastonlarda gümüş ve alpaka işlemeler görürsünüz. Elimde binlerce çeşit baston fotoğrafı var.
Devrek’te bastonculuğu iyi görmediğini, baston ustalarının sigortalı 600–700 TL aylıkla bir iş bulsalar hemen mesleği bırakacaklarını üzüntüyle ifade ediyor.
— Saatlerce uğraşıyorsun, maliyeti 10 TL, satıyorsun 20 TL’ye. Vakıf kurulmazsa, yaratıcı bir ekip olmazsa festivallerin organizasyonu belediyelerden alınıp vakfa verilmez ise bu meslek ölmeye mahkûm. Dahası malzeme alım ve satımını vakıf yapmalı. Koleksiyoncuların dikkatini çekecek değerli malzemelerin bastona girmesi gerek. Artık internet diye bir şey çıktı. Yeniliklere açık olmak gerek. Baston Devrek’in adını duyurdu. Bunu da unutmamak gerek.
Bu kadar sözün arkasından mesleğin geleceğini tahmin etmek ise zor olmasa gerek.
AHLAT BASTONCULUĞU
Ülkemizde bastonculuk mesleği denince akla Devrek ile bütünleşmiş Devrek bastonculuğu geliyor. Bunun dışında en bilinenin Ahlat bastonculuğu olduğunu öğreniyoruz. Raşit Korum bize Ahlat bastonculuğundan da bahsediyor:
— Ahlat, Bitlis’e bağlı bir ilçe. Genellikle baston ceviz, kiraz, vişne ağaçlarından yapılmakta. İyi cila tutması ve sağlam oluşu nedeniyle ceviz ağacı tercih sebebi. Bugünkü Ahlat’lı ustaları yetiştiren kişinin Osmanlı döneminde İstanbul’da sanat okulunda okumuş ve marangozluk yapmış, sonra 1940 yılında Ahlat’a kesin dönüş yapmış Ahlat’lı Hamza Güner olduğu söylenmektedir. Bastonculuk sanatının Balıkesir, Sakarya, Zonguldak ve Ordu illerimizde ve İstanbul Beykoz’da da yaşatılmaya çalışıldığını biliyorum.
Kaynakça:
1. “Baston Tarihi, Devrek’ten Bastonla Tarihe Bakış”, Ömür Çelikdönmez, Ömer Yılmaz, Raşit Korum
2. Büyük Larousse
3. “Bastonculuk”, M. Sait Akar
4. Misalli Büyük Türkçe Sözlük

