Geçmiş zamanın en kral işiydi
Gramofon da yaşlandı artık. Hem de öyle bir yaşlandı ki, sesi soluğu kesildi neredeyse. Bazı evlerde nostaljik görüntü olarak bir iç dekorasyon parçasına dönüştü. Oysa zamanında ne şanlı bir aygıttı o!
Gramofonun da bir babası vardı zamanında. Bunu biliyor muydunuz? Fonograftı onun adı. Sert bir gereç üzerine mekanik yolla oyularak kaydedilmiş sesleri yeniden dinletmeye yarayan aygıttır fonograf. Daha da geliştirilen bu fonografa sonradan gramofon denmiştir.
“MERHABA, MERHABA!..” NEREDEN GELİYOR BU SES?
1877 yılında ilk fonografı mucit Thomas Edison icat etti. Adını da “konuşan makine” koymuştu. Bu makine ses titreşimlerini, dönen bir silindirin üzerindeki kalay folyoya bir iğne yardımıyla çizerek kaydediyordu. Sonra kayıt yapılan folyo bir iğnenin altından döndürülerek geçirildiğinde iğnenin bağlı olduğu diyafram sistemiyle ses tekrar dinleniyordu. Kayda geçirilen ilk söz de “merhaba”ydı.
Fonografla ilk kez karşılaşanlar nerdeyse dillerini yutacak oluyorlardı. “Merhaba” sesinin nereden geldiğini anlamak için sağa sola bakınıyorlardı. Bir sesin bir makineden çıkabileceği kimin aklına gelirdi ki?
Bu mekanik ses kayıt ve dinleme aygıtı 1920’lere kadar güncelliğini korudu. Elektrikli sistemlerin ortaya çıkmasıyla birlikte de gündemden düştü. 1935’te plastik şeridin manyetik cihazlarda kullanılmasıyla ses kayıt etme ve tekrar dinleme alanında daha büyük bir başarı sağlandı. 1960 yıllarında mikro-elektroniğin ses düzeneklerinde kullanılması ise tüm dünyada yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
GRAMOFONU KURARKEN LÜTFEN KOLU SAAT YÖNÜNDE ÇEVİRELİM
Gramofon eski Yunanca’da, ses anlamına gelen “fone” ve yazmak anlamına gelen “gramme” kelimelerinden türetilmiştir. Sesi yazmak… Yazmak ama nereye? Kağıda değil elbette. Nota değil ki kağıda yazılsın. Çağın en önemli buluşlarından biri gramofon. Adını sonradan koyacağımız taş plak üzerine kaydedilen sesi dinle dinleyebildiğin kadar. Bir mucize değildir de nedir bu?
Zamanın mucizesi gramofonu inceleyecek olursak onun iki bölümden oluştuğunu anlarız: Hareketi sağlayan makine bölümü ve sesin oluştuğu bölüm. Makine bölümünün en önemli parçası zembereğidir.
Zembereğin ömrü, çeliğinin kalitesine göre değişir. Ayrıca, zembereği oluşturan çelik yayın uzunluğu da dönüş zamanını belirler. Zemberek gramofon kutusuna dışarıdan takılan kurma koluyla, saat yönünde çevrilerek kurulur. Sonuna kadar kurup zembereği zorlamak yayın kırılmasına sebep olabilir. Zembereğin hareketi dişliler aracılığıyla hız sabitleyici (Regülatör) mekanizmaya aktarılır. Yatay dönüş hareketi yine dişliler ile dikey dönüş hareketine çevrilerek plağın tablasını döndürür. Tablanın dönüşünü durdurmak için de gramofonun yanında bir fren kolu vardır. Ayrıca yine yan tarafta devir değiştiren mekanik hız ayarlama kolu bulunur. Gramofonun makine bölümünün yapısı ve hareketi kısaca bundan ibarettir. Unutulmaması gereken önemli bir nokta gramofonun kurulurken kurma kolunun kesinlikle daima saat yönünde çevrilmesi gerektiğidir.
Gramofonun uzun yıllar dayanması isteniyorsa ara sıra tamirciye götürülmesi ve bakımının yapılması gerekir. Aksi halde yağsız kalan parçaları oksitlenmeden dolayı bozulabilirler.
İÇİNDE OLSAYDIK BÜYÜLENİRDİK
Gramofon o kadar şaşırtıcı ve etkileyici bir aygıttır ki, onu çalıştıran parçaların uyumunu görebilseydik, herhalde büyülenirdik.
Gramofonun ses bölümü ise ayna, sesi ileten boru ve iğne takılan maniple olmak üzere 3 parçadan ibarettir. İğne çelikten olup 15 mm. boyunda ve 1 mm. kalınlığındadır. İğne manipleye takıldıktan sonra yandaki vidayla sabitlenir. Ses ileten borunun bir parçası aynaya sabit vaziyette durur. Ses borusunun diğer parçası ise ses hunisine alttan bağlıdır. Ayna ses ileten boru üzerinde sağa ve sola hareket eder. İğne, plağın üzerine sağa kıvrılarak konur, plak bitince de ayna sola çevrilerek plağın üzerinden kaldırılır.
İğne plağın spiral çizgileri üzerinde hareket ederken titreşimleri ayna üzerindeki alüminyum diyaframa iletir. Diyafram bu titreşimleri sese çevirerek bağlı olduğu, iki santimetre çapındaki ses borusuna aktarır. Ses bu borudan geçerek dibinden ağza doğru genişleyen huniye verir. Sesin gür çıkmasını sağlayan bu bölümün çapı ve büyüklüğü gramofonun modeline ve büyüklüğüne göre değişir. Genelde gramofon hunileri ince metallerden yapılır.
YA PLAKLAR, ONLAR MUCİZE DEĞİL MİYDİ?
Gomalak, ebonit ve mumlu maddelerle yapılan ve her iki yüzüne ses kaydedilen diske “plak” diyoruz. Plağın iki yüzünde dıştan içe doğru helezon şeklinde çizgiler vardır. Bu çizgiler iğne yardımıyla ses titreşimlerinin yaptığı oyuklardır. Bütün bunlar plağa ses kayıt cihazıyla yapılır.
Gramofon iğnesiyle bir plağın iki yüzü çalınır. Bundan sonra iğnenin ucu aşınmış sayılır. Ucu kalınlaşmış iğneyle plak çalınmaya devam edilirse iğne plağın ses oyuklarında tahribat yapar. Bu nedenle cimrilik etmeyip plak dinlerken her plaktan sonra iğne değiştirmek yararlı olur.
PİKAP ÇIKTI PABUCU DAMA ATILDI GRAMOFONUN
O eski zamanların gözde işlerinden biriydi gramofon tamirciliği. İnsanlar yeniliğe meraklıdır ve yeni bir ürün çıktı mı herkes edinmek ister onu. Gramofonda da aynen öyle olmuştu. Kullanımının son derece kolay olmasına karşın, sık sık bozardı gramofonlarını kullanıcıları. Böyle olunca de ver elini gramofon tamircisi. O yıllarda fazla gramofon tamircisi olmadığından, bu işi yapanlar emeklerini istedikleri fiyata satabilirlerdi.
Gramofonun elektrik motoru kullanılmış haline “pikap” adı veriliyor. Pikaplar 78, 45 ve 33 devirde kaydedilmiş plakları çalar. Pikaplarda çelik iğne yerine elmas uçlar kullanılmıştır.
Gramofonlarda büyük yer işgal eden huni pikaplarda yoktur. Bu nedenle daha az yer kaplar ve elektrikli ses yükseltici devrelere sahiptir. Her gelişme önünde elbette ki saygıyla eğilir insanoğlu ama gramofon adına üzülmemek elde değil. O muhteşem şey bir de bakmışsınız ki krallık tahtını iki el büyüklüğündeki bir başka aygıta bırakmış. Bu durumda gelin de siz “Pikap çıktı, saltanat yıkıldı” ya da “Pikap çıktı, gramofonun pabucu dama atıldı” demeyin.
Son ustaları yaşadıkça bir meslek ölmez
Gramofon artık nesli tükenen bir aygıt mı? Hayır, değil. Onu sevenler, ondan vazgeçmeyenler var hâlâ. Elbette ki sayısı oldukça azaldı. Böyle olunca gramofon tamircisinin de sayısı azaldı. Koca İstanbul’da kala kala bir tane Gramofon tamircisi kaldı. Mehmet Öztekin usta…
Böyle olunca da gramofon sevdasından vazgeçemeyenlerin tüm sorunlarını çözümleme işi bu ustaya kalıyor. Şimdi son gramofon ustasına kulak verelim.
– Kolay gelsin usta…
– Hoş geldiniz, buyrun oturun.
– Teşekkür ederim. Gördüğüm kadarıyla çok meşgulsünüz. Fazla zamanınızı almamak için sorularıma hemen geçiyorum. Kaç yıldır bu işin içindesiniz?
– Gramofon tamirciliği baba mesleğimizdir. Dolayısıyla 6 yaşımdan beri bu mesleğin içindeyim. Sizler de çok iyi bilirsiniz. Bizim zamanımızda okullar tatil olduğu zaman bir iki hafta dinlenme hakkımız vardı. Sonra sokakta serserilik etmek yerine bir meslek sahibi olsun diye hemen bir işe koyarlardı. Buradaki amaç çocuk okuyamazsa bir iş-güç sahibi olsun tabii… Babamın işi gramofon tamirciliği olduğundan ben de onun yanında dükkânını süpürerek işe başladım. Babamın Bedros usta adında Ermeni bir ortağı vardı. 1953 yılından bu yana yaklaşık 41 yıldır bilfiil bu mesleğin içindeyim. 1960’lara kadar çok iyi para kazanıyorduk. Pikaplar ve makara teypler gelince gramofon piyasadan çekildi. Bir takım tamirci ustaları da bu gelişmeye ayak uydurdular.
– Gramofonun hala aranır bir müzik kutusu olmasını neye bağlıyorsunuz?
– Gramofonda bir doğallık vardır. 40 yıl önceki sebze ve meyvelerin lezzeti bu gün çarşıda pazarda satılanlara benzer mi? Gramofonda da eskilerin lezzeti var, doğallığı var. Dış görünüşünün estetiği de ayrı bir konu ancak burada asıl tat sestedir. O zamanlar bir sanatçı plak dolduracaksa yeteneğinin ve sesinin güzel olması mutlaka şarttı. Bas yok, tiz yok, sesin içindeki pürüzleri ayıracak cihazlar da yok. Allah size ses olarak ne vermişse bütün sermayeniz o kadar. En önemlisi de doğrudan plağa okuyacaksınız. Bugün bakıyorsunuz birisi çıkıp bir albüm yapıyor, okuyan kişi kendi sesini tanıyamayıp “bu benim sesim mi?” diye hayret ediyor. Çünkü ses öyle ileri teknolojik ses makinelerinden geçiyor ki sesin doğallığı kalmıyor. Tanburi Cemil Bey, Hafız Sadettin Kaynak, Seyyan Hanım, Hafız Burhan, Hafız Sami, Cumhuriyet dönemi sanatçılarımızdan Safiye Ayla, Münir Nurettin Selçuk, Abdullah Yüce, Zehra Bilir, Hamiyet Yüceses, Perihan Altındağ Sözeri gibi sanatçılar mikrofonsuz okudukları zaman pencerelerdeki camları titretirlerdi. Şimdi size soruyorum, böyle sesi Allah kaç kişiye verir? Kısacası yeteneksizlere bugün makineler yardım ediyor. Böyle olmasaydı o sanatçılar elli yıl sonra da, hâlâ keyifle dinlenirler miydi?
– İnsanlar bu kadar güzel sesleri nasıl bırakıp modern cihazların tutkunu oldular?
– Bizler sahip olduklarımızın değerini ancak kaybedince anlayanlarız. Tabiatımız böyle…
– 1960’lara kadar işiniz güzeldi. Sonra neler oldu?
– 1970’lere kadar diyelim. Türkiye’de 1970’e kadar azda olsa gramofon dönemi vardı. Halbuki 1940’larda Avrupa ve Amerika gramofonu terk edip elektrikli pikap kullanmaya başlamıştı bile. Bizde neden 30 yıl daha gramofon yoğunca kullanılmaya devam etti o zaman? O yıllarda İstanbul’da bazı semtlerde 220 volt, bazılarında 110 voltluk akım vardı. Bazı semtlerdeyse elektrik hiç yoktu. İstanbul gibi bir şehirde elektrik sistemi böyle olursa Anadolu’nun halini siz düşünün artık. Gramofon ise elektrikten bağımsız bir müzik aletidir. Bunun böyle olması onun otuz yıl daha ülkemizde yaşamasını mümkün kılmıştır. Dağın başında dahi çalınan bir alettir. O zamanlar düğünü olanlar gramofon sahiplerini düğünlerine özellikle davet ederler ve başköşeye oturturlardı. Gramofon lüksün de ötesinde bir aletti. Evde, piknikte, iş yerinde herhangi bir dış enerjiye gerek duymadan müzik dinleyebilirdiniz. Taş plak ve gramofonun piyasadan kalkmalarına rağmen 45’lik plak şirketleri beraberinde 78’lik plakları da üretmişlerdir. 1975’lere kadar plak imalatı devam etmiştir.
– Kaç çeşit gramofon vardır?
– 3 çeşit gramofon vardır. Birincisi taşınabilen, ikincisi sabit duran, üçüncüsü de seyahatlerde bavullara girecek kadar küçük olan portatif gramofonlar.
– Taş plak adı nereden geliyor? Bildiğimiz taşla bir ilgisi var mı?
– Yok. Bu terim plakların ağır oluşundan kaynaklanıyor. Şimdi siz otuz adet 45’lik plağı taşıyabilirsiniz ama 30 adet 78’lik gramofon plağını taşıyamazsınız çünkü bildiğim kadarıyla kum ve zift karışımından üretilirler. Bir ara 45’lik plak ham maddesi ülkeye gelmeyince 78’lik taş plaklar eritilip 45’lik plak yapımında kullanılmışlardır. Bu büyük bir kültürel katliam olarak kaldı benim hafızamda. 1960’ların ortalarından itibaren bir dönemin tanığı ve belgeseli olan pek çok plak böylece yok edildiler.
– Size en çok hangi arıza için gelirlerdi?
– Bana gelen makinelerdeki arızaların sebebini ararım önce. En fazla arıza zemberek kırılmalarıdır. Kurcalanmayan gramofonun tamiri kolaydır. Hız sabitleyici (regülatör) spiral takımı yayı da en çok kırılan parçalardandır. Bazı müşteriler bize getirmeden önce çelik metre parçalarından bu spiral yayını yapmaya çalışırlar kendilerince. Bu da dönüş balansını kırar, sesi titreştirir. Velhasıl gramofonun tümden düzenini bozar. Bir örnek vermek gerekirse, gramofon kasasının köşesi ayrılmış olabilir. Bu arıza bir cam çivisiyle giderilebileceği yerde beşlik çivi çakılarak kasa dağıtılır. Gelen arızalar bu tarz olaylardır. Bir de çocuklar tabii, gramofonu karıştırırken manipleyi bastırırlar ve içeriye doğru iterek diyaframı patlatırlar.
– Boru ya da huni hangi madenden yapılır?
– En iyisi tenekeden yapılandır. Ama sonraları daha dekoratif görünsün diye sarı bakır kullanılmaya başlanmıştır.
– Piyasada ucuz gramofonlar var, bunlar nedir? Yoksa geriye dönüş mü var?
– Onlar Çin malı gramofonlar. Evlere dekoratif eşya diye alınıyorlar. Müzik dinlemeye gelmezler, ama evlerin dekorunu tamamlarlar. Bizim yaptığımız gramofonlar onlara benzemez. Önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum. Gramofonu olanlar plaklarını ödünç vermezler, plağı arayıp bulmanız gerekir. Biraz vakit ayırıp eskicileri gezeceksiniz. Eskicilerde bir iki plak bulduğunda sevinerek alan kişiler bu kültürün yaşamasına da yardımcı olanlardır. Son model bir ses cihazına sahip olan kişiler ellerindeki gramofonları değersiz eşya gibi kaldırıp attılar. O yıllardan kalan bütün hurda gramofonları bulursam alıyorum. Onların parçalarından yararlanıyorum.
– Sizin yerinize bu işi devam ettirecek kimseler var mı?
– Üç-beş usta yetiştirdim ama ben burada para-pul sevdasında değilim. Ben bu atmosferin müptelasıyım. Evde ya da kahvede oturamam. Bize yakışan işimizin başında olmaktır.
– Tamir yaparken hangi aletleri kullanırsınız?
– Mekanik tamirlerinde hangi aletler kullanılıyorsa bizde de o grup aletler kullanılır. Bir torna makinemin olmasını çok istedim ama olmadı, dükkanımın dar oluşundan alamadım. Bazı parçayı bulamıyorum, o parçanın tornada yapılması gerekiyor.
Mehmet Öztekin ustaya teşekkür edip ayrılırken o bizi, gramofona koyduğu bir plaktan yükselen Münir Nurettin Selçuk’un sesiyle uğurluyordu. Teşekkürler sana son usta. Aman n’olur çok yaşa. Çok yaşa ki sen yaşadığın sürece yaşasın gramofonlar da…

