Saltanatlı günlerini arayan meslek
Büyük Larousse’a göre saat, uzlaşmalı bir sisteme dayanarak günün her anını kesin olarak belirlemeyi sağlayan zaman düzenlemesi ya da zaman birimini gösteren aygıttır.
İnsanoğlu, merakından olsa gerek, var olduğundan beri zamanı bir şekilde ölçmeye çalışmış. Güneşin, ayın ve yıldızların hareketlerini izlemiş, gölgelerin yer değiştirmesinden yararlanarak da güneş saatini yapmıştır.
Güneşin görünmediği zamanlarda bu saatten faydalanamadığından su saati yapılmıştır. Su saatleri, geceleri güneş olmadığında veya hava bulutlu olduğunda çalışmam diye tutturmamış daha tutarlı ölçümler yapılmasını sağlamıştır.
Bu konudaki kaynaklara göre de en çok kullanılan saatler su saatleri olmuştur. Bir depodaki suyun damla damla düşmesinden yararlanılan bu tür saatlerde en büyük handikap depodaki suyun miktarına göre su damlacıklarının düzenli akmayışıdır.
İLK SU SAATİ 3500 YAŞINDA
M.Ö.1500 yıllarında Mısırda firavun I.Amenhotep’in mezarından çıkan bulgular ilk su saatinin kullanıldığını göstermektedir.
Antik Yunanistan’da da milattan önce 325′ ten beri su saatleri yapılırmış. Yunanlar, su saatine “su hırsızı” derlermiş. Taştan yapılan su saatlerinin içine işaretler kazınır, ya sürekli aynı hızda damlayan suyun içlerine dolmasıyla ya da içlerindeki suyun boşalmasıyla zamanı bildirirlermiş.
Uzak Doğu’da da, tütsünün ne kadarının bittiğine bakılırmış. Yakılan kandillerdeki yağın yanmadan dolayı eksilmesinden zaman birimi olarak faydalanılırmış.
MEKANİK SAATLER
İnsanlar zamanı ölçmek için daha tutarlı sistemler aramışlar. Bir süre modern su saatleri de yapılmaya çalışılmış ama geleceğin mekanik saatlerde olduğunu sonunda anlamışlar.
Yapılan ilk mekanik saatler 12 saatlikti. Saat durduğu zaman hareketi sağlayan ağırlıklar başa alınıp yeniden kurulmaları gerekiyordu. Bu saatlerin kasaları altın ve değerli taşlar ile bezenirdi ve bunların sahipleri zamanı gösteren bir alete değil şık bir aksesuara sahip olurlardı.
Bu durum onların zenginliğinin işaretiydi. Yapılan duvar ve masa saatleri hantal olup taşınabilir değildiler. Zamanı gösteren makinelerden çok değerli kutulara benziyorlardı. Bir anahtarcı ustası olan Alman Peter Henlien ilk kurmalı saati yaptı. Peter Henlien yaptığı bu saatte ilk defa dişlilerin hareketini yay kullanarak sağlamıştı. Saatlerdeki bu yenilik, taşınabilir saatlerin yapılmalarının da önünü açtı.
SÜSLÜ SAAT MODASI
16. yüzyılda Almanlar Fransızlar ve İngilizler saat yapımında adlarını duyuran ülkeler oldular. Yukarıda da belirttiğimiz gibi zenginliğin sembolü haline gelen değerli taşlar ve madenlerle süslü saat modası başlamıştı.
Daha önceleri Türkler, Araplar ve İranlılar uzun zaman güneş saatlerini daha ziyade cami ve medreselerde yaygın olarak kullandılar. Kilisenin camiye dönüştürülmesiyle yapıldığı söylenen Diyarbakır Ulu Cami’nin avlusunda zamanın Türk bilim adamlarından olan El Cezeri’nin yaptığı güneş saati durmaktadır. Buraya gelen ziyaretçilerin büyük ilgisini çeken saat hala zamana, zamanı ölçerek meydan okumaktadır.
SARKAÇLI SAATLER
Sarkaçlı saatler 1656’da yapıldı. Sarkaçlı saat mantığının Galileo’dan çıktığı söylenir.1660’da saatler sadeleştirildi.1675’te de ilk defa saatlerin kadranına yelkovan eklendi. 1704’te Dullier saatlerdeki pirinçten mamul parçaları mücevherle değiştirmeyi denedi. Bu saatler soyluların iştahını kabarttı. Böylece günümüze kadar gelen prestijli saat modası başlamış oldu.
1750 de ilk defa bir saat imalatçısı kendi adına marka saat yaptı.1721’de George Graham’ın yaptığı sarkaçlı saat günde bir saniye şaşıyordu. 1761’de denizcilikte kullanılan dakik saat İngiliz John Harrison tarafından yapıldı. 1850’de saatler ABD’de ilk defa seri olarak üretilmeye başlandı.
OSMANLILARDA SAATÇİLİK
Osmanlılarda saat yapımı XVI. Yüzyılda başlamıştır. Günümüze kadar gelen saatler, genellikle XVII.yüzyılda yapılanlardır. XIX.yüzyılda Türk saatçiliği hayli mesafe kazanmıştır.
O yıllarda Fransa saat modasının etkisinden olsa gerek saatçiliğimizde de içi görünen saatler yapılmaya başlandı. Bu saatlerin bütün mekanik parçaları dışarıdan görünmekteydi. Dış etkenlerden korumak için de cam fanus içine alınıyorlardı.
.
MEVLEVİ SAAT USTALARI
Bu arada yapılan saatlerde hem tekniğe hem de estetiğe önem veriliyordu. Mehmet Şükrü, Ahmet Eflaki Dede, Hüseyin Hakkı, Mustafa Refik, Süleyman Leziz o dönemin önde gelen mevlevi saat ustalarıdır.
PİLLİ SAAT DÖNEMİ
1952’de, kurulma istemeyen, pille çalışan saatler piyasaya çıktı. Bu saatler, kurmalı saatlerden çok daha dakiktiler. 1970’de elektronik saatlerle tanıştık. Artık bu saatler zamanı gösteren, mp3 çalan, fotoğraf çeken video oynatan, FM radyo çalan makinelere dönüştüler. Bu yazıyı yazarken bu türden bir saatten Müzeyyen Senar’dan bir şarkı dinliyordum.
Kol saatleri, cep saatleri, duvar saatleri, çalar saatler, masa saatleri, ayaklı saatler, otomobil saatleri gibi irili ufaklı saatler yapılmış ve yapılmaktadır. Quartz saatler, hâlâ popüler, herkesin alıp koluna takabileceği ve fiyatta da çok uygun olan saatlerdir.
SAAT TAMİRCİLİĞİ
Saatin geçmişine yaptığımız meraklı ve uzun bir yolculuktan sonra nihayet saat tamircisine konuk olabildik.
Kol, cep, pano, meydan, duvar, masa saati gibi her türlü mekanik, elektrikli ve elektronik saatlerin bakım ve tamirini yapan, arızalı parçaları değiştiren kişiye saat tamircisi diyoruz. Saat tamircisi ayrıntıları algılayabilen, göz, el ve parmaklarını ustalıkla kullanan, sabırlı olmaları gereken insanlardır.
Müşteri, saatin arızası hakkında genelde hiçbir bilgi sahibi değildir. Saatin şusu var busu var demek, tamamen ustanın insafına kalmış bir şeydir
Saat ustası, bozuk saate öncelikle gözüne boru şeklindeki merceğini takarak bakar. El maharetini tecrübesiyle birleştirerek saati muayene eder. Daha sonra da çeşitli aletler kullanarak söküp parçalarına ayırır. Kırık ya da bozuk parçayı belirler ve düzeltir, gerekirse yenisiyle değiştirir. Saatin bütünü içindeki parçalarını temizler, yağlar, tekrar montajını yapar. Saat tamircilerinin dükkanları genellikle küçük olur. İki veya üç metre karelik dükkanlarda çalışırlar. Eğer saat satıcısı değillerse bu ortam onlara yeter. Saat tamircileri tamir işini oturarak yaparlar.
Tamircinin kucağında bir önlüğü vardır. Yere bir parçayı düşürürse veya sıçrarsa, nereye gittiği bilinmez. Arayıp bulmak uzun zaman alır. Bazen de hiç bulamayabilir. Bu gibi durumları önlemek için önlük kullanılır. Tamir sırasında düşen parça tamircinin önlüğünde kalır.
Tamir masalarının üzeri çeşitli saat parçaları ve aletlerle doludur. Küçücük metal kutular içinde minnacık saat parçaları bulunur. Bu kutuları açarak gözüne taktığı mercek yardımıyla, bizlerin çıplak gözle bile çok zor görebileceğimiz parçayı arar bulur ve yerine takarlar.
SAATLERİN ARIZALARI
Saatin hiçbir arızası olmayabilir. Sadece saniye sayar, yelkovan veya akrep birbiriyle temas halinde olabilir. Bu da saatin çalışmasını engeller. Küçük bir operasyonla temas ortadan kaldırılır.
Zaman içinde dişliler aşınarak görev kabiliyetini kaybetmiş olabilirler. Bu parçalar değiştirilir. Su girmesi de çok rastlanılan tamir gerektiren işlerdendir. Bu durumda saatin camı buhar yapar, paslanmalar olabilir. Dişliler yerinden oynamış olabilir. En yaygın arıza sebeplerinden biri de saati yere düşürmektir. Bu durumdaki saatin muhtemelen direği kırılmıştır. Tamiri pahalıya çıkan arızalardandır.
Her saatin kendine göre hastalığı vardır. Kol saatiyle duvar saatinin arızası birbirine benzemez. En yaygın saat arızası zemberek boşalmasıdır. Saati kurarken haddinden fazla zorlamak zembereği kırar veya bağlı olduğu dişliden kurtarır. Bazen de zembereğin bağlı olduğu bağlantıların vidaları gevşemiştir.
Tamircinin para kazanabileceği saatler, değerli hobi saatleridir. Altın kaplama, gümüş kaplama, ceviz kaplama v.s.saatlerdir.
Eskiden moda olan guguklu saatlerin yerini şimdilerde, ezan okuyan, müzik çalan konuşan saatler almış durumdadır. Guguklu saatlerin guguk sesi veren körüğünün derisi çok yumuşak ve dayanıklı olan tavşan derisindendir
Tamiri yapılan saat mekanik ise yeniden kurulur, usta kulağına dayayıp çalışmasını dinler. Eğer saat çalışıyorsa kolundaki saate bakarak yaptığı saatin ayarını yapar. Benim en çok dikkatimi çeken, saatçinin duvarlarındaki ayarları birbirinden farklı olan saatlerdir. Bu saatlerin biri diğerinden ya beş dakika ileri ya on dakika geridir. Tamirci için en doğru saat kendi kolundaki saatidir. Saatin yumuşak bir bezle son temizliğini yapar. Etiketinin üzerine sahibinin adını yazarak tamir yaptığı diğer saatlerin arasına koyar.
PİLLİ SAATLERİN KARIN AĞRILARI
Yeni saatlerde ise pil tükenmesi dışında pil yuvasının oksitlenmesi bir arıza olarak ortaya çıkabilir. Pil yuvası oksitten temizlenir, yeni pil takılır. Saat de “saat gibi” çalışmaya başlar. Basit ayarlardan saat tamircisi para almaz.
Elektronik saatler daha dayanıklıdırlar. Çünkü bunların bir enerji kaynağı vardır. Mekanik saatte bu özellik olmadığından daha çabuk bozulmaya aşınmaya maruz kalır. Elektronik saatlerin de pillerinin çabuk bitme sorunu vardı ancak, uzun ömürlü pillerin çıkmasıyla bu sorun da ortadan kalkmıştır.
SAATÇİLİĞİN BU GÜNÜ
Tanıdığımız saat tamir ustası Mehmet Ataman “Elektronik saatler seri üretilmektedir. Piyasaya çokça sürülen bu saatlerin fiyatları da çok ucuzdur. Bozulunca atılıyor, tamire getirilmiyorlar. Hatta bir simit fiyatına saatler vardır. Pahalı ve kaliteli saatler ise fazla arıza yapmazlar. Hal böyle olunca da saat tamircilerinin sayısı her geçen gün biraz daha azalmaktadır. Yetişmiş meslek elemanları gelir kayıplarını önlemek için de ek iş alanlarına (saat ve gözlük satıcılığı gibi) yönelmektedirler. Bu durumda meslekte çalışma alanının giderek daraldığını söyleyebiliriz.”demektedir.
SAAT TAMİRCİLERİ HIZLA AZALIYOR
Businessweek dergisinin 24 Mart 2008 tarihli sayısında ABD için bir istatistik verilmiştir. 1950’lerde Amerika Birleşik Devletlerinde toplam 44.000 gerçek saat ustası varken; bu rakamın 2008 yılında 4.400’e düştüğü saptanmıştır. Teknik ve sanatın beraberliğinden doğan saat tamirciliği, günümüzde giderek durma noktasına gelmiştir
Ülkemizde kurumsallaşmış bir saat ustalığı eğitiminin olmaması; saat ustalarının hak ettikleri parayı kazanamamaları, usta sayısının oldukça azalmasına neden olmuştur. Ülkemizde gerçek saat ustası sayısının 100’den az olduğu tahmin edilmektedir.
Son ustalarımızdan Hayri Çalışkan’a göre yapılmayacak saat yoktur, ancak yapamayacak usta vardır. “Bütün saatlerin çalışma prensibi aynıdır. Bunu kavrayan bir ustanın üstesinden gelemeyeceği arıza yoktur.” diyor Usta’mız.
SAAT TAMİRİNDE KULLANILAN ALETLER
Büyüteç (Lup), saat yıkama makinesi, saat ayar makinesi, tornavida takımları (saatçilerin tornavidaları çok özel olup minyatürdür), zımba takımları, çeşitli ölçme aletleri, havya (elektrikli ısıtıcı), yan keski, karga burun, cımbız(çift), mercek, kapak kapama aleti, kapak açma aleti, direk çakma aleti, çekiç, pense gibi aletleri vardır. Tamirden geçen bir saatin aynı zamanda yağlanması gerekir. Bunun için de çeşitli temizlik maddeleri, sıvı madeni yağ kullanılır.
Diğer meslekler için yaktığımız ağıtı saat tamirciliği için de yakarsak yanlış yapmış olmayız. Fakat ne yazık ki bu mesleği öğrenmeye heves edenlerin sayısı da giderek hızla azalmaktadır.
Elektronik saatlerin piyasaya hakimiyeti mekanik saatçiliği güneşte kalmış kartopu gibi eritmektedir.
BİR ANI: SAAT OLMAYINCA
Benim ilk saatim de yukarıda bahsi geçen şeffaf yapılan kol saatlerindendi. Orta birinci sınıfa gidiyordum. Babamdan bana bir saat almasını istedim. Arkadaşlarımın kollarındaki saatlere çokça imreniyordum.
Kentimiz o zamanlar küçük. Saatçi kambur da şehrimizin tanınmış ustası. Onu Elmacı Pazarındaki küçücük dükkanı içerisinde gözüne taktığı mercekle çalışırken görürdüm hep. Babamın tanıdığıydı, beraber ona gittik.
Babam “Şu bizim oğlana bir saat ver usta,” dedi. Saatçi kambur bana arkası da mika olan bir kol saatini kurup, ayarını da yaptıktan sonra “uzat kolunu bakalım” deyip saati koluma takıvermişti.
İlk defa bir saatim olmuştu. O ana kadar böyle önü arkası görünen bir saat görmemiştim. Saatin bütün dişlileri dışarıdan görüyordu. Pandülünün çok acele bir yerlere yetişircesine bir sağa bir sola dönüşünü hayranlıkla izliyordum. İlk saatimi çok sevmiştim. Başkaları tarafından görünmesi için her numarayı da yapıyordum. Çünkü benim de koluma taktığım bir saatim vardı. Sık sık kulağıma dayayıp onun çalışmasını dinlerdim.
Kısa zamanda saatim çalışmamaya başladı. İkide bir duruyordu. Ben onu kurmayı unutmuyordum ama o çalışmayı unutuyordu. Öyle ki saatim unutkanlığını alışkanlık haline getirmişti. Babama söyleyince de “Saatçi kambura götür, selamımı söyle o yapar” diyordu. Kambur Ustaya götürdüğümde de saatimi eliyle sallayıp çalıştırıyor sonra “tamam yapıldı” deyip geri veriyordu. Çünkü para yerine hep babamın selamını götürüyordum. Selam ile saat tamiri böyle yapılırdı herhalde. Babamın eniştesi berber Ahmet’e de hep babamın selamını götürürdüm. Bir gün Ahmet Amca bana “ Babana söyle de, selam yerine biraz para göndersin “ demişti. Traş ederken de nerede kör traş makinesi var onunla kırpardı saçlarımı bir daha gelmeyeyim diye. Canımı çok acıtırdı. Ona traş olmak istemezdim ama mecburdum. Çünkü babam için paranın önemi yoktu. Herkesi de kendisi gibi zannederdi rahmetli. Saatimin tamirini bırakıp saç traşıma geldik. O günden sonra da saatçi kamburun dükkanından çıkmaz olmuştum. Daha sonraları ona tamir için gitmedim. Onun yaptığı gibi saati çalıştırmak için ben de sallamayı denedim ama olmadı. Kim bilir belki de saatimi onun gibi ustaca sallıyamıyordum. Nazlı nazlı birkaç tik tak tan sonra yine duruyordu. Çünkü ilk saatim çok yaşlı bilmem kaçıncı el bir saatmiş.
Yazımı yine bir anımı anlatarak bitirmek istiyorum. Yıl 1960. Konya’nın Akşehir İlçesindeyiz. Gaziantep lisesinden iki arkadaşımla beraber Akşehir Lisesinde ikinci devre okumuş ve bitirme sınavlarına giriyoruz.
Gece geç saatlere kadar ders yaptığımızdan sabahları kalkmakta zorlanıyoruz. Kaldığımız bekar evinde bizi sabahları uyandıracak bir çalar saatimiz de yok. Sınavlara vaktinde gitmemiz gerek. Arkadaşlar bana “senin kafan çalışır bizi uyandıracak bir şeyler yap” dediler.
Epeyi düşündüm. Evde Gaziantep’ten gelirken yorganı yatağı denk yaptığımız pamuk iplikleri vardı. Bu ipliklerden bir şeyler yapmalıydım. Yarım metre pamuk ipliğini yaktım. Ne kadar zaman içinde yandığına dakika tuttum.
Arkadaşlarım meraklı gözlerle bakıyorlardı. Onlara ne zaman kalkmamız gerektiğini sordum. Altı saat sonra kalkmamız gerekiyordu. Altı saatlik pamuk ipliğini ölçtüm. Bu iplikleri evin duvarına muhtelif yerlerinden bağladım. Bağlantı yerleri de yine ince pamuk ipliğindendi.
Tavandaki lambanın kablosunu tutan bağlantıya bir tabureyi yine pamuk ipliği ile bağladım. Tabureyi tutan ipliğe de duvardan gelen ipliğin diğer ucunu bağladım. İpin boşta kalan ucunu yakıp arkadaşlara yatmalarını söyledim.
Sabaha kadar pamuk ipliği sönmeden yanmış ve tavanda asılı duran taburenin ipini yakarak taburenin evin tahta zeminine büyük bir gürültü ile düşmesini sağlamıştı. Ben ve arkadaşlar bu gürültü ile uyanıp sınavlarımıza vaktinde yetişmiştik.

