ŞAPKACILIK
Ansiklopedik tanımda şapka, erkeklerin ve kadınların sokakta giydikleri fötrden ya da çeşitli maddelerden yapılmış değişik şekillerdeki başlık olarak anlatılıyor. Şapkacılık ise bu şapkaları yapan ve satan kimselerin yaptığı meslektir. Başka bir kullanışa göreyse şapka bir şeyin tepesini örten her şey olarak tanımlanmış. Soba borusunun şapkası, baca şapkası, harfin üzerindeki şapka, lamba şapkası vb.
İnsanlar soğuktan, sıcaktan ve dış ortamın etkilerinden korunmak için giyinmeyi öğrendikçe hep daha güzel ve şık görünmek için arayışlar içerisine girmiş, değişik aksesuarlar ortaya çıkarmış, şapka da başın üzerinde olduğu için “baş tacı” olmuş. TBMM’nin 25 Kasım 1925’de çıkardığı kanunla da koruma altına alınmış ve Osmanlı döneminde Osmanlı askerinin üniformasının bir parçası haline gelmiş olan fesin ve din adamlarının kullandığı sarık ve benzeri başlıkların kullanımı yasaklanmıştır.
FES BAŞIMA PÜSKÜLÜ BEN OLAYIM
Bilinen bir Gaziantep – Nizip türküsüne ve başka birçok türküye konu olan fesin Osmanlı İmparatorluğu’nda Sultan II. Mahmut’un çıkardığı fermanla imparatorluğun resmi şapkası olarak kabul edilmesi, aslında sarığın yerini alması nedeniyle yenilik olarak kabul görmüştür. Osmanlı döneminde elbiseden ziyade özellikle başa giyilen başlıklar önemliydi. Erkeklerin başlarına giydikleri sarık rütbeyi belirlerdi. Cübbe ve sarık yalnız ulemanın başlığı olarak kalmış, kaldırılan yeniçeri ocağının yerine kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye askerleri ise püsküllü fes kullanmaya başlamıştı.
İsmini esas üretim yeri olan Fas’ın Fes şehrinden almış olan fes, tepesi düz, kırmızı renkli, püsküllü silindirik bir şapkaydı. 1832’den 1925 yılına kadar kullanılan fes, Avrupa’da Osmanlı ve Türklükle özdeşleştirildiğinden halen birçok Avrupa ülkesinde Türklerin fes kullandığı kanısı yaygındır. Bu nedenle, turistik yörelerde, hediyelik eşya olarak rağbet görmektedir.
FES’TEN ŞAPKAYA
Osmanlı döneminde ise şapka daha çok azınlıklar tarafından giyilirdi. Onların şapkaları ya kendi ustaları tarafından dikilir ya da yurt dışından, en çok da Fransa’dan ithal edilirdi. Fransa şapka imalatı ve ihracatında önemli ülkelerden biriydi. Tanzimat’la başlayan, Meşrutiyetin ilanıyla hız kazanan “batılılaşma” hareketi etkisini Türklerde de göstermiş ve şapka, giyim unsuru olarak benimsenmiş,1925’te çıkan “Şapka Kanunu” ile beraber şapka kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştı. Öyle ki o dönemde İstanbul’un Pera (Beyoğlu) semtindeki dükkânların şapka ihtiyacını karşılayamadığı söylenir. Bu iş o yıllarda Avrupa’da bir sanayi kolu haline gelmişti. Bu ihtiyacı gören dünyaca ünlü fötr şapka üreticisi İtalyan “Borsalino Kardeşler” bir gemi dolusu şapkayı 1925 yılında İstanbul’a göndermişlerdi.
BAHAR HAVASI UZUN SÜRMEDİ
Şapkadaki bahar havası uzun sürmedi. Küçük atölyelerde üretim yapanlar II. Dünya Savaşı süresince maddi zorluklarla karşılaştılar. Birçokları atölyelerini kapattı. Savaş sonrası ekonomik zorluklara azınlıkların göçleri de eklenince şapkacılık alanında ihtiyaç çoğaldı. İstanbul’un Sarıyer ve Kuruçeşme semtlerinde şapka için keçe üretimi yapan atölyelerin kapanmasıyla bu ihtiyaç yurt dışından yapılan ithalatla giderilmeye başlandı. 20. yüzyılın başlarında oldukça popüler olan fötr şapka ise film karakterleri ve siyasetçiler arasında ayrılmaz bir bütün olarak hafızalarımıza kazınmıştı ancak 1950 ve 1960’lı yıllarda popülerliğini kaybetmeye başladı.
BU MESLEĞİN İLK USTALARI KİMLERDİ?
Halen İstanbul’da ve Anadolu’nun birçok ilinde şapkacılık mesleğini sürdürmeye çalışan ustalarımız var. Biz İstanbul Mahmutpaşa’da Sümbül hanın 3.katındaki “Duman Şapka”nın sahibi, bu mesleğin son ustalarından İsmail Demirbaş’ın yanındayız. Ailesiyle beraber Kastamonu’nun Taşköprü İlçesinden İstanbul’a göçmüşler. 1950’li yıllarda Musevi Pepo Usta’nın yanında çırakmış. Kapalıçarşı Çukur Han’da çalışırlarmış. Ustası çok iyi giyinen, kravatını ve fötr şapkasını sürekli takan modern biriymiş. 1960 yılında askere gitmiş. Askerlik dönüşü ustasının yanına gittiğinde onu bulamamış. Pepo Usta o askerdeyken İsrail’e gitmiş. Şapkacılık mesleğinin ilk ustalarının Yahudiler ve Rumlar olduğunu, Karaköy’de, Yüksek Kaldırım’da, Şişhane’de, Kapalıçarşı’da pek çok şapkacı esnafının bulunduğunu dile getiriyor.
DÖRT YARDIMCI OLMADAN ŞAPKACI DÜKKÂN AÇAMAZ
Askerden dönünce Muhittin Ünal ustanın yanında işe başlamış. O da Kastamonuluymuş. “Ben makineciydim, gece gündüz çalışırdım, piyasada bana iki canlı derlerdi” diyor. Devam ediyor:
— Ustam bana “dükkânı sana devredeceğim” dedi. O zamanın parasıyla 750 TL’lik senet yaptık. Bu parayı iki ayda ödedim. Dokuz ayrı firmaya fason çalışırdık. Çalıştığımız kişiler hep azınlıktandı. En çok da Yahudiler bu işi yapardı. O yıllar mesleğin altın yıllarıydı, iş çoktu yetiştiremezdik.
— Bizde elişici, makineci, ütücü ve kesimci var. Bu dört yardımcı olmadan şapkacı dükkân açamaz. O zaman kuruş hesabı yapıyoruz. Parça başı 3 kuruş, 5 kuruş gibi. Ben 27 kuruşa makinecilik yapıyordum. Kaç parça çıkarırsanız o kadar para alırdınız.
İsmail Usta 1967 yılının Şubat ayında bulunduğu atölyeyi satın almış.
DÜRÜSTLÜK VE İŞE BAĞLILIK
Fason çalıştığı firmalardan Duman Şapkanın sahibi Naim Bey ise Türk, “Ose Şapka”nın sahibi Markar Eğneci Bey ise Ermeniymiş. “Bu iki firma yaptığım iş karşılığı çok iyi para ödedikleri için fason çalıştığım diğer firmaları bıraktım” diye anlatmaya devam ediyor.
— Bizim meslekte makas payı diye bir şey vardır. Bir metre kumaştan 9 tane şapka çıkıyorsa bu sekiz tane çıktı der ve o bir şapkalık kumaşı kendisine alır. Ben böyle yapmam, benim dürüstlüğümü ve işime bağlılığımı sevdiler. Bana “biz artık bu işi bırakıyoruz, markaları sana devretmek istiyoruz” dediler. Ben bu markaların parasını kooperatiften kredi alarak ödedim. Pepo Ustam 33 yıl sonra geldi beni buldu. Birbirimize sarıldık. Ona neyim varsa kendisine borçlu olduğumu söyledim. Dört yıl sonra gırtlak kanserinden İsrail’de vefat ettiğini duydum.
BENİM BABAM SEKİZ KÖŞELİ ŞAPKA GİYERDİ
— Bu iki markanın şapkaları klasik model dediğimiz modellerdir. Bunları gençler giymezler. Bu modeller bana onlardan kaldı. O kalıplarla devam ediyorum. Her yaşın giydiği, tercih ettiği modeller vardır. Gençler klasik dediğimiz sekiz köşe şapkayı tercih etmezler. Bu sekiz köşeli şapka Fatih Kısaparmak’ın babası için yaptığı “Benim babam sekiz köşeli şapka giyerdi’ şarkısına da konu olmuştur. Yurdumuzda bölgeler arasında bile şapka tercihleri farklıdır. Örneğin her yerde sekiz köşeli şapka yapılır ancak “Elazığ İş Kadınları Derneği”nin girişimiyle Elazığlılar sekiz köşeli şapkanın patentini almışlar. Sekiz köşe, beş köşe, tepeden düğmeli şapkaların yanında yeni model ördek şapkalar var. Bir de “London” modeli var. London tipi hafiftir ve katlanıp cepte taşınabilir. Her modelin malzemesi farklıdır. Şapkalık kumaşta hangi renk tercih edilir derseniz, o da yöreye göre değişir. Örneğin, Akdeniz’de açık renk, Doğu’da koyu renk tercih ediliyor. Adana’da köşeli şapka tutulur. En çok şapka giyen ilimizinse Adıyaman olduğunu biliyorum.
KİRLENİNCE YENİSİ ALINIR
İsmail Usta’yı dinlemeye devam edelim:
— Kumaş kaliteli olmalı, yani şapkalık kumaş olmalı. Biz şu an yerli üretim kumaş kullanıyoruz. Ucuz kumaş da var ama biz onu kullanmıyoruz. 150×100 ölçüsündeki kumaştan yedi tane şapka çıkartırız.
— Bize el emeği şapka üretimini anlatır mısınız kısaca?
— Kumaşı dört kat açarız. Makastar el makası ile kalıplara göre kesim yaparız. Kesimi yapılan kumaşı raflara, modeline göre istifleriz. Müşterinin isteğine göre raftan kesimi yapılmış kumaşları alırız. Ardından makinede şapkanın “tepe” dediğimiz bölümlerini dikeriz. Tepe dikişi bitince şapkanın çatısı kurulmuş demektir. Sonra “eşek” adı verilen başka bir ütü tahtasında dikişlerini açarız. Başka bir kalfa şapkanın astarını hazırlar. Sonra ben bu astarın telasını çekerim. Çatı ile astar dikilir. Sonra şapkanın numarasını belirten ölçüleme işini yaparım; beş, altı, yedi numara gibi. Hindistan’dan getirttiğimiz “kanaviçe” denilen çuvalı yedire yedire dikerim. Bu, çatının sert durması içindir ve kumaş ile astar arasına konur. Daha sonra siperlik yapılır. Siperliği sert tutan içindeki iyi kalite kartondur. Karton yerine plastik malzeme kullananlar var ama ben hala karton kullanıyorum. Bizim şapkalarımıza plastik gitmez. Siperliğin ıslanmaması ve kırılmaması gerek yoksa şapka ölür.
— Daha sonra?
— Sonra kalıplara alınıp buhar kazanında bekletilir. Şapkanın ön tarafını ben makinede çekerim. Arka kısım elde dikilir. Dikiş izi dışarıdan belli olmamalıdır. Şapkanın başı çevreleyen bölümü önceden deriden yapılırdı. Deri pahalı olunca vinleks, muşamba, suni deri kullanılmaya başlandı. Arkası lastikli şapkalarda numara olmaz. Her kafaya uyar. Şapkanın modeline göre ütü kalıbı vardır. Kalıp şapkaya uymazsa ütüsü yapılamaz. Şapka kirlenince temizlenmez, makineye atılıp yıkanmaz. Kirlenince yenisi alınır.
ŞAPKACILIKTA KULLANILAN ARAÇ VE GEREÇLER
Düz makine, kasket makinesi gibi ana makinelerin yanında, ütü tahtası, ütü, makas, kalıplar, buhar kazanı, şablonlar, iplik, iğne, dikiş yüksüğü, mezura, karton, deri, suni deri gibi alet ve malzemeler kullanılıyor.
ŞAPKA GİYEN İNSANLAR OLDUKÇA AZALDI
Çocukluğumda hatırladığım kadarıyla Gaziantep’te Gaziler caddesinde küçük bir dükkânda Horozoğlu kardeşler şapka dikerlerdi. O yıllarda Gaziantep’te ülkemizin diğer yörelerinde olduğu gibi şapka çok yaygındı. Horozoğlu kardeşler de meşhurdu. Onlar da şimdi mesleğin imalatını bırakmış, yalnızca satışını yapıyorlar. Şapkacılıkta 1950 ve 1960 yıllarının altın yıllar olduğunu ustamız da kabul ediyor. Çin ve Uzakdoğu’dan gelen şapkaların üretimi büyük ölçüde etkilediğini ve artık şapka giyen insanların oldukça azaldığını belirtiyor. Eski siyah beyaz fotoğraflarda görürsünüz, şapkasız tek bir adam görmek çok zordu. Şimdi şapkalı adam görmek zor.
Anlayacağınız zamanında 30–40 makineyle imalat yapan şapkacıların için o dönemler gerilerde kaldı artık. Ancak biri çıkıp firması için promosyon şapka yaptıracak da onlar para kazanacaklar.
ÇIRAK GELMİYOR
İşte işin püf noktası burada İsmail Usta. Çırak bulamayan meslekler ustasıyla birlikte yok oluyor. Çırak alıyorsanız geleceğiniz var demektir. Ama çırak barındıracak güçleri var mı? Saltanatlı yıllarının bittiğini ve mesleklerinin geleceği olmadığını düşünmek üzücü olsa da bu gerçeğin ta kendisi.
Kaynakça:
1. Wikipedia.org
2. Atatürk araştırma merkezi dergisi
3. H. Sonay Şeftalici, yüksek lisans tezi
4. Büyük Larousse
5. Misalli Büyük Türkçe Sözlük

