Güzel yemeniciler güzel atlara binip gittiler
Yemeni, Büyük Larousse ansiklopedisinde iki şekilde tanımlanıyor. Birinci tanıma göre yemeni “üzeri elle boyanarak veya kalıpla basılarak renk ve desen verilen ve kadınlar tarafından kullanılan bir başörtüsü”. İkinci tanım ise yemeniyi “kısa konçlu, hafif ve kaba bir çeşit erkek ayakkabısı” olarak tarif ediyor.
Yemenimde hare var
Yüreğimde yare var
Ne ben öldüm kurtuldum
Ne bu derde çare var…
Of aman aman aman hoş dilli
Başında yazması kandilli
Çürüttüm otuz iki mendili
Bulamadım o yarin dengini…
türküsündeki yemeni değil, ikinci tanıma uyan “kaba bir erkek ayakkabısı” olandır bu yazımızda ele alacağımız “yemeni”.
Biraz daha geniş bir tanım vererek başlayalım. Yemeni, tabanı manda derisinden, yüzü ise sahtiyandan (tabaklanmış ve cilalanmış teke derisi) ibaret, tamamen el emeğine dayanan sağlıklı, giyimi kolay bir erkek ayakkabısıdır.
ADAM BAŞINA YILDA ÜÇ YEMENİ
Günümüz ayakkabı reyonlarında gördüklerimize göre yemenilerin biraz kaba bir görüntüsü olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Ayrıca yemenilerin tümünde taban bulunmayabilir. Tabanlı olarak imal edilen yemeniler de vardır.
Yemeninin Güneydoğu illerimize Suriye’nin Halep şehrinden geldiği söylenmektedir. Buna göre ilk yemenileri Suriye’de yaşayan Yemen kökenli “Yemen-i Ekber” adında bir usta dikmiştir. Bu durum aynı zamanda bizlere “yemeni” kelimesinin etimolojik kökeni ile ilgili bilgi de vermektedir.
Önceleri daha çok Suriye’de icra edilen bu meslek daha sonradan vatan sınırları içinde kalan Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Kilis vb. Güneydoğu illerimizde sürdürülmüş ve bu illerimizde yaygın olarak halkın günlük yaşamında önemli yer tutan bir iş kolu haline gelmiştir.
Gerçekten de Cumhuriyet kurulmadan önceki Osmanlı İmparatorluğu döneminde yukarıda sayılan tüm bu illerimiz imparatorluğun Halep’e bağlı illerdi.
1920’li yılların başlarında Gaziantep’te 400 kadar yemenici dükkanı olduğu söylenir. Şehrin o dönemde 30.000’i aşmayan nüfusu göz önüne alınırsa, bu sayı, yemeninin bir ayakkabı olarak ne kadar yaygın biçimde kullanılıyor olduğuna dair bir fikir vermektedir.
BİR YEMENİDE 5 FARKLI HAYVAN
Yemeninin farklı bölümleri için farklı malzemeler kullanılır. Tabanı manda derisinden, yüzü keçi derisinden, iç astarı koyun derisinden, iç tabanı sığır veya keçi derisinden ve son olarak da kenarı oğlak derisinden olmak üzere toplam beş farklı hayvanın derilerinin zahmetli bir süreçle dikilmesinden oluşur.
Sığır derisi boyalı olmakla beraber manda derisi kendi rengindedir ve boyasız olur. Sahtiyanın ise siyah, gül şeftali dediğimiz parlak kırmızı, annabi denilen mor, yalnızca kısa konçlu olan ve “edik” adı verilen yemeni çeşidinde kullanılan sarı rengi bulunur.
Yörede bol miktarda bulunan sumak yaprakları bu derilerin tabaklama işleminde kullanılırdı. Sumak yaprağı ile tabaklanan derilerin daha dayanıklı ve daha sağlıklı oldukları bilinmektedir. Bugün çeşitli kimyasallar kullanılarak tabaklanan derilerin daha sağlıksız ve dayanıksız olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yemeni ökçesiz olarak tersinden dikilir. Tekrar doğru tarafına çevrilerek kalıba sokulur. Etrafının düzgün bir şekilde kesiminden sonra kalıptan çıkarılır. Kenarları balmumu ile sıvazlanmış sicimle dikilir.
“Köşker iğnesi” denilen irice bir çuvaldıza bağlanmış sicim, “biz” denilen kösele delicinin yardımı ile yemeninin kenarlarına itina ile dikilir. Dikişi bitmiş bir yemenin içine baktığımızda elle 6 sıralı dikiş görürsünüz.
VÜCUDUN ELEKTRİĞİNİ ALIYOR
Yemenilerin tabanı ile iç astarı arasına yemeni ustaları kil koyarlar. Bunun nedeni ise giyen kişinin vücut elektriğini toprağa vererek tüm vücudun rahatlamasını sağlamaktır.
Yemeniler nasır ve mantar gibi ayak rahatsızlıklarına neden olmaz bu tür rahatsızlıkları önlerler.Kullanılan derinin gözenekli yapısından dolayı teri dışarı atarak ayakların nefes almasını sağlarlar. Bu özelliğinden dolayı da parmak arası pişik ve ayak kokusu yapmazlar.
Bir anlamda günümüz ayakkabı sanayisinin piyasaya sürdüğü nefes alan ayakkabı teknolojisini atalarımız 100 yıl önce yakalamışlardı diyebiliriz. Yemeninin diğer bir olumlu ve önemli özelliği de kısa süre içerisinde ayağın şeklini alarak ortopedik hale gelmeleridir.
İsterseniz yemeni çeşitlerine de kısaca değinelim. Şekil bakımından “Burnu Sivri”, “Merkup” , “Kulağı Uzun”, “Eğri isimli” ve “Halebi” olmak üzere 5 çeşidi vardır. Merkup modeli diğerlerinden biraz daha lüks olduğundan genellikle şehirlerde tercih edilen bir yemeni türüdür.
Sivri burunlu olanlar ise ziyadesiyle köylerde giyilirdi. Merkup yemeninin Halep kökenli olduğunu biliyoruz. “Halebi” modelinin yüz kısmı yüksek olup ayağı bileğe kadar örter. “Merkup” modelinde ise yüz kısmı daha kısadır. Arka ve yan tarafları aynı hizada olup kulak kısmı bulunmaz. Burun bölgesi yuvarlak ve düzdür. Bu yemeniler yine şehirlilerin tercih ettiği modellerdi. Burnu sivri modellerinin burun kısmı sivri ve yukarı doğru kıvrıktır.
Halebi’nin yalnız gön kısmı kıvrık olduğu halde burnu sivri modelinde yüzün sahtiyan kısmı da birlikte kıvrılmıştır. Köylerde daha çok kullanım alanı bulmuştur.
YEMENİDE ÇEŞİT ZENGİNLİĞİ
Rengine göre;
Mor deriden olanlar: Annubi
Siyah deriden olanlar: Merkup, Atıncalı, Pantof ve Kulaklı
Büyüklüğüne göre;
7 yaş grubu için: Küçük Hasbe
9-10 yaş grubu için: Büyük Hasbe
34-35 numara olanlar için: Bostane;
36-37 numara olanlar için: Orta Ayak;
38-39 numara olanlar için: Zegender;
40-41 numara olanlar için: Ges;
42-43 numara olanlar için: Lorba;
44 numara olanlar için: Uzger;
45 numara olanlar için: Ulu ayak;
45 den büyük olanlar için ise Zelber diye renklerine, büyüklüklerine ve şekillerine göre adlandırılırdı.
Bu listedekilere ek olarak “Metelik”, “Vastani” “Halebi” gibi yemeni çeşitleri de sayılabilir.
YEMENİ GİTTİ, MİNYATÜRÜ GELDİ
Yemenicilik zanaatı kalitesiz deri, aşırı işçilik ve fiyat artışı, lastik ayakkabıların ucuz oluşu vb. nedenlerden olumsuz etkilenmiş ve gerek mesleğe, gerek yemenilere olan ilgi azalmıştır.
Bugün itibariyle Gaziantep ve Kilis’te yemeni dikmeye devam ettiği bilinen yalnızca iki usta kalmıştır. Bu ustalar da diğer son ustaların dediği gibi eleman ve malzeme sıkıntısı çektiklerini söylemekteler. Ürettiklerini satmakta zorlandıklarını, satsalar bile değerinde satamadıklarını söylüyorlar.
Tamamı el emeğine dayanan bu meslek ustaları şimdi yalnızca halk dansları yapan gruplara ve meraklı turistlere de yemeninin minyatürünü dikmekle yaşamaya çalışmaktadırlar. Gaziantep Üniversitesi 1992 de kurduğu Gaziantep el sanatlarını koruma ve geliştirme merkezinde sedef kakmacılığı, kutnu dokumacılığı, aba dokumacılığı, kilim dokumacılığı ve yemeniciliği yaşatmaya ve ileri nesillere aktarmaya yönelik çalışmalarını sürdürmektedir.
Yazımı, mesleğin yaşayan son ustalarından olan Gaziantepli Mehmet Çakmak ile yaptığım söyleşiyle noktalamak istiyorum.
– Yemeniciliğe nasıl başladın usta?
– Ben işi babamdan öğrendim. Babam dedesinden, o da kendi babasından öğrenmiş.
– Gaziantep’te yemeniciliğin 150 yıllık geçmişi var. Desenize sizin büyük dedeniz kentimizdeki ilk yemenicilerden.
– Öyle olsa gerek. İlk değilse bile en azından ikinci olabilir. Ben mesleğin son temsilcisiyim. Ailede hep babalar oğullarına bırakmış işi ama ne yazık ki ben oğluma bırakamayacağım.
-Neden?
– Mesleğe ilgi son derece azaldı. Bu işten artık ekmek yenmez. Çocuklarımın mağdur olmalarını istemem.
– Ama bu güzel mesleğin yaşaması da gerek, değil mi?
– Size katılıyorum. Çocuklarım yemeniciliği hobi olarak yapsınlar istiyorum. Onun için de, yaşlarının henüz çok küçük olmasına rağmen kendilerine mesleği şimdiden öğretmeye başladım.
– Yemeni nedir desem mesleğinin ürününe nasıl bir tanım getirebilirsin?
– Yemeni eski dönemin yaygın ayakkabısıydı. Önceleri kırmızı ve siyah olarak iki renk üretiliyordu. . Biz şimdi buna daha çok renk kattık. Artık yeşil, pembe, sarı yemeniler de var.
-Yemeniciliğin geçmişiyle ilgili bildiklerinizi bizimle paylaşır mısınız?
– Araştırmacıların bize anlattıklarına göre yemeninin yaklaşık olarak 700 yıllık bir geçmişi var. Yemen’den geldiği tahmin edilmektedir. Adı da o yüzden yemeni olsa gerek. Bilirsiniz “i” aidiyet ekidir.
– Mesleğinizden memnun musunuz?
– Memnun olsam da olmasam da kaçış yok. Ben onu bıraksam o beni bırakmaz. Bir ara bunu denedim. Yemeniciliği bırakıp başka işler yaptım. Kürkçünün dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanı misali, biz de baba mesleğine geri döndük.
– Ayakkabıcılığın makineleşmeye başladığı günümüzde yemeniciliği yaşatmak mümkün mü?
– En güzel fabrikasyon ayakkabı dahi elle dikilen yemeninin yerini tutamaz.
– Yemeninin ham maddeleri nelerdir. Bir yemeninin yapım aşamasında kullanılan aletlerden söz eder misiniz?
– Yemeninin tamamı doğal deriden yapılır. Tabanda kullandığımız kösele manda derisidir. Yüzünde ise teke derisinin yanı sıra manda derisi de kullanılır. Dayanıklı olmayan koyun derisi yüzde kullanılmaz. Biz,denilen kalın ve uzun iğne ile, özel olarak sağlamlaştırılmış ip, makas, çekiç, pense. kalıp, ıstampa, muşta, keski gibi aletler kullanırız.
– Bir yemeninin hazırlanmasını baştan sona sıralar mısınız?
– Önce yapılacak ayakkabının büyüklüğüne göre derisi hazırlanır. Zira büyük numara ayakkabılar daha sağlam deri gerektirir. Küçük yemeni yapılacaksa ince deri seçilir. Saya yani yemeninin yüzüne geçirilecek deri daima yumuşak olmalı. Saya kesildikten sonra montaja geçilir. Sonra içine kullanılacak astar ile taban derisi hazırlanır. Montaj bittikten sonra dikimi başlar. Dikim işi de sona erince yemeni bu defa kalıba alınır. Kalıpta bekletilme süresi 24 saattir. Bu iş de sona erince parlatılarak vitrine konulur.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte küçülen yemenicilik pazarı, yerini giderek büyüyen minyatür yemeni pazarına bırakıyor. Bakalım bu küçük yemeniler, kaybolmak üzere olan bir yemenicilik mesleğine hayat öpücüğü verebilecek mi?

